Azerbaycan
Azərbaycan Respublikası’
Azerbaycan Cumhuriyeti |
 |

|
| Azerbaycan Bayrağı |
Azerbaycan Arması |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Etnik Grup |
Nüfus (1990 öncesi) |
Oran |
Nüfus (2007) |
Oran |
| Azeriler |
5.805.000 |
% 82,6 |
8.411.000 |
% 95 |
| Ruslar |
392.300 |
% 5,5 |
144.000 |
% 1.6 |
| Ermeniler |
390.500 |
% 5,5 |
130.000 |
% 1.5 |
| Lezgiler |
171.000 |
% 2,4 |
178.000 |
% 2 |
| Avarlar |
44.100 |
% 0,6 |
|
|
| Yahudi |
30.800 |
% 0,4 |
8.000 |
% 0,09 |
| Diğer |
80.000 |
% 1 |
240.436 |
% 2.8 |
Kaynak:
Ocak 1990 olaylarından sonra ülkede bulunan Rusların ve Karabağ’ın Ermeniler tarafından işgalinden dolayı Ermeniler’in göçü yoğunlaşmıştır. Karabağ dışındaki Azerbaycan topraklarında artık hemen hemen hiç Ermeni yaşamamaktadır.
Toplam nüfus büyüme oranı %0,89′dur.
Yaş grubu - Toplam nüfustaki payı
- 0-14 - 33.0
- 15-29 - 28.9
- 30-44 - 17.7
- 45-59 - 12.0
- 60 + - 8.4
Yukarı Karabağ
- Yüzölçümü: 4.400 km²
- Nüfusu: 295.000
Azerbaycan toprağı olan Karabağ bugün Ermeni işgali altındadır ve yaklaşık bir milyon Azeri Ermenilerin baskıları sonucu bölgeden göç etmeye zorlanmıştır.
Ermeniler, tüm Birleşmiş Milletler ve Agit kararlarına rağmen işgal ettikleri bölgelerden çekilmemektedirler.
Din
Şah Abbas Cami
Azerbaycan’da halkın %94′ü Müslümandır (çoğunluğu Şii). Halkın geri kalanı ise (yaklaşık %4′ü) Hıristiyandır (çoğunluğu Rus Ortodoks Kilisesi, Gürcü Ortodoks Kilisesi ve Molokan). Çok küçük bir bölümü ise Yahudidir.
Siyasal ve sosyal yapılanmalar
İlham Aliyev
Azerbaycan’da faaliyetini sürdüren önemli partiler şunlardır:
- Yeni Azerbaycan Partisi (İktidar)
- Anavatan Partisi
- Milli Müsavat Partisi
- Halk Cephesi
- Milli İstiklal Partisi
- Sosyal Demokrat Parti
- Bağımsız Demokrat Parti
- Milli Muhabbet Partisi
- Tövbe Partisi
- Halk partisi
- Yeşiller Partisi
- Demokrat Partisi
- Demokratik Islahatlar Partisi
- Ümid Partisi
Ekonomik ve sosyal yapı
Azeri müzisyenler
Sirvanşah Mozelesi
1991′de bağımsızlığını aldıktan sonra, özellikle geçiş döneminin ilk yıllarında ekonomik alanda düşüşler olmuş ve para birimi olarak Manat’a bağlı kalmıştır. Ancak, Azerbaycan verimli tarım arazileri, doğalgaz, petrol ve demir cevheri bakımından zengin kaynaklara sahip bulunmaktadır. Ham petrol üretimi 2006′ da günlük 600,000 varile ulaşmıştır.
Doğal gaz üretimi ise 1991 de 11 milyon m³ dur. Toplam doğalgaz rezervi 2 trilyon metreküp, petrol rezervlerin de 8 milyar varil olduğu savunulmaktadır. Ayrıca, petrokimya, yiyecek, giyim gibi hafif sanayide vardır.
- Turizm potansiyeli yüksek bir cumhuriyettir.
- Bankacılık ve sigortacılık gelişme süreci göstermektedir.
- En önemli ihracatı petroldur.
- Petro-kimya ürünleri de ihracatta önemli yer tutmaktadır.
ayrıca inşaat sektöründe farklı gelişmeler olmuştur
- İlk teleferik 2007 yılında Balakende hizmete açılmıştır.
Tarım ve Hayvancılık
Azerbaycan‘ın yüzde 7’si tarıma elverişli topraklara sahiptir. Bu tarım topraklarının büyük bölümü de Kura ve Aras nehirleri etrafındadır ve ülkede, tarım büyük ölçüde sulamaya dayanmaktadır. Yetiştirilen başlıca ürünler tahıl, meyve, pamuk, çay, tütün ve üzümdür. Ayrıca, dut ağacından yılda 5.000 ton ipek kozası elde edilmektedir.
Azerbaycan tarımında ve ekonomisinde hayvancılığın da önemli yeri bulunmaktadır. En son verilere göre Azerbaycan’da 1,5 milyon sığır, 5 milyon koyun, 30 milyon kümes hayvanı bulunmaktadır. Arıcılık gelişmiştir.
Sanayi
Azerbaycan Ulusal Bankası
Azerbaycan‘da sanayi sektörü net maddi üretimin % 48,3 (1992 tahmini) oluşturmaktadır.
- Ağır Sanayi: Enerji, Metalurji, Makina, îmal, Kimya, Orman Ürünleridir.
- Hafif Sanayi: Dokuma, dikiş, deri, kürk, kunduradır.
Ulaşım
Azerbaycan gelişmiş bir ulaştırma sistemine sahiptir.
- Demiryolu: 2.090 km.
- Kara Ulaştırması: Karayolu 30.400 km.
- Deniz Ulaştırması: Hazar Denizi yoluyla yapılır.
- Hava ulaştırması:Bakü hava limanından yapılmakta olup Ankara, İstanbul, Paris, Moskova, Taşkent, Astana, Bişkek, Pekin gibi dünyanın diğer bölgeleriyle bağlantılıdır.
Eğitim
Azerbaycan’da eğitimin tüm diğer Türk devlet ve topluluklarına göre çok ileri seviyede olduğu görülür. 1991 istatistiki verilere göre 4775 okulda 1.503.000 öğrenci okumaktadır. Bugün okul sayısı 5.000′e, öğrenci sayısı 1.600.000′e ulaşmıştır.
Azerbaycan da 6.500 kültür tesisi, 4.605 adet kütüphane, 125 müze, 125 müzik okulu, 43 halk tiyatro salonu, 3.680 kültür evi bulunmaktadır. Okuma yazma oranı %97.5′dür. Bakü-Azerbaycan Devlet Üniversitesi ve buna bağlı Enstitüler bütün bilimsel, teknik, sağlık, sanat kollarını içerir boyutlardadır. Çok sayıda yabancı öğrenci bulunmaktadır türk öğrencilerin sayısı hergeçen gün artmaktadır
Sağlık
Azerbaycan’da sağlık hizmetleri verilirken üçlü bir sistem uygulanmaktadır.
- İlk müdahale sağlık memurlarıyla yapılmakta,
- Bunların yetersiz kalması halinde hastalar, hastahanelere gönderilmekte,
- Hastahanelerin yetersizliği durumunda ise hastalar üniversitelerdeki araştırma hastahanelerine yollanmaktadır.
Böylece Azerbaycan halkı eşit biçimde sağlık hizmetlerinden yararlanmaktadır.
Sosyal Güvenlik
Azerbaycan’da sosyal güvenlik ağı maliyetleri oldukça yüksek olup, GSMH % 18′ini tutmaktadır. Emeklilik yaşı olarak kadınlarda 55 yaş, erkeklerde ise 60 yaş koşulu aranmaktadır.
Bugün Azerbaycan Cumhuriyeti ekonomik bağımsızlık kavramını benimsemiş ve 1991′den sonrada serbest piyasa ekonomisine geçerek dünyayla bütünleşmek istemiştir.
Ayrıca, özel mülkiyete izin verilmiş, borsa yasası çıkarılmış, devlet tahvilleri hazırlanmış, toprak kanunu ile topraksız çiftçiler topraklandırılmıştır. Kendi merkez bankasını kurmuş, düzenli bir vergilendirmeyi getirmiş ve ülkeye yabancı sermaye akışını sağlamıştır.
Birleşmiş Milletler, Agit, IMF gibi kuruluşların da üyesidir.
Karabağ Problemi
1896 de Ermenistan Azerbaycana karşı işgal rejimi kurarak, Azerbaycandan toprak kopararak kendi topraklarına katmaya çalışmaktadır. Ermenistan’ın “Dağlık Karabağ Dosyası”nın asıl mahiyeti de bundan ibarettir. Ve nihayet M.S.Gorbaçovun 1985 yılında SSCB’de iktidara gelmesi ile Ermeni iddiaları tamamen ortaya çıktı. 1988 Fevral ayında, Ermenistan Rusya’nın yakın yardımı ile Azerbaycana karşı baskısını arttırdı. 6 Mayıs 1989 tarihli Sovyetler Birliği Nazirler Kabinesinin kararı ile Dağlık Karabağ yönetiminde görevli olan bütün Azerbaycanlılar bölgeden çıkarıldı. 30 Dekabr 1989 - Еrmenistan Meclisi SSCB’nin onayı ile Karabağı kendi topraklarına katma kararı aldı. 20 Yanvar 1990’da Sovyet yönetimi aldığı kararla ordusunu sürerek Azerbaycan’da vahşice katliamlar gerçekleştirdi. 8 Аğustos 1991 - Еrmenistan’da bulunan son Azeri Kenti olan Nüvedi de boşaltıldı. Böylece, Ermenistan’dan:
- 185 Azeri kenti zorla boşaltıldı,
- 250 000 Azeri kovuldu,
- 31 000 ev, 165 kоlhoz ve sovkoz talan edildi,
- 225 dinç ahali öldürüldü.
- 1200’den çok insan yaralandı.
Karabağ savaşında komutanları
- Ruşen Cevadov
- Rehim Gazıyev Canpolat.
- Albert Agarunov Agrunoviç
İç bağlantılar
- BTC
- BTAK
- Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri
- Yeni Manata
|
g • t • d
Azerbaycan’ın İdari Birimleri |
| Rayonlar |

Abşeron · Ağdam · Ağdaş · Ağcabədi· Ağstafa · Ağsu · Astara · Babek · Balaken · Bardə · Beyləqan · Bilesuvar · Daşkəsən · Dəvəçi · Fizuli · Gədəbay · Goranboy · Göyçay · Hacıkabul · İmişli · İsmayıllı · Cebrail · Celilabad · Culfa · Kalbacar · Kəngərl · Xaçmaz · Xanlar · Xızı · Xocalı · Hocavend · Kürdemir · Laçın · Lankaran · Lerik · Masallı · Neftçala · Oğuz · Ordubad · Qabala · Qax · Qazax · Qobustan · Quba · Qubadlı · Qusar · Saatlı · Sabirabad · Sadarak · Salyan · Samux · Şahbuz · Şaki · Şamakhi · Şamkir · Şarur · Şuşa · Siazan · Tartar · Tovuz · Ucar · Yardımlı · Yevlax· Zengilan · Zaqatala · Zərdab |
| Kentler |
Ali Bayramlı · Bakü · Gence · Hankendi · Xırdalan · Lankaran · Mingaçevir · Naftalan · Nahçıvan · Şaki · Sumqayıt · Şuşa · Yevlax |
| İtalik yazılı yerler Nahçıvan Özerk Bölgesi’ndedir. |
Arnavutluk
|
|
| Slogan:
Ti Shqipëri më jep nder më jep emrin shqipëtar (Albania give me honor, give me the Albanian name.)
|
Ulusal marş: Rreth flamurit të përbashkuar
(”United Around the Flag”) |
|

|
| Başkent |
Tiran
41°20′N, 19°48′E |
| En büyük şehir |
Tiran |
| Resmi dil(ler) |
Arnavutça |
| Hükümet |
Parlementer Devlet |
| - Devletbaşkanı |
Bamir Topi |
| - Başbakan |
Sali Berisha |
| Bağımsızlık |
Osmanlı İmparatorluğu’ndan |
| - Tarih |
28 Kasım 1912 |
| Yüzölçümü |
|
| - Sular (%) |
4.7 |
| Nüfus |
|
| - 2008 yılında |
3,600,523 [1] (130..) |
| - Yoğunluk |
{{{population_density}}}/km² (63.)
{{{population_densitymi²}}}/sq mi |
| GSMH (Satın alma gücü paritesi) |
2007 tahmini |
| - kişi başına |
$6,259 (100..) |
| Gelişmişlik Endeksi (2004) |
0.784 (73..) – medium |
| Para birimi |
Lek (ALL) |
| Saat dilimi |
CET (UTC+1) |
| İnternet alan adı |
.al |
| Telefon kodu |
+355 |
Arnavutluk, resmî adı Arnavutluk Cumhuriyeti (Arnavutça: Republika e Shqipërisë, İngilizce: Albania). Balkan Yarımadası’nda ülkedir. Komşuları kuzeyde Karadağ, kuzeydoğusunda Kos

ova, doğusunda Makedonya Cumhuriyeti ve güneyinde Yunanistan’dır. Ayrıca ülkenin batıda Adriyatik Denizi ve güneybatıda Yanya Denizi’ne kıyısı vardır. Arnavutluk Avrupa Birliği ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne aday, Karadeniz Ekonomik İşbirliği ve İslam Konferansı Örgütü ne üyedir.
Etimoloji
Türkçe’deki Arnavut kelimesi bir güney Arnavut (Toska) boyu olan ‘Arvanit’lerin Türkçeleştirilmiş şeklidir. Orta Çağ’da Arnavutlar antik İlliryalılar ve Pelasglar isimlerinin yerine Arber, Arberesh, Arbanon, Arbanoi isimleriyle anıldılar. Yeni Çağ’da ise Arnavutlar ülkelerine kartallar ülkesi anlamında Shqiperia (okunuşu Şkipria veya Şkiptar) şeklinde adlandırmaktadır. Diğer çoğu dünya dillerinde ise ‘Albania’ kelimesi kullanılır.
Tarih
-
Arnavutluk tarihi
Antik Tarihi
Arnavutların kökeni olarak Pelasglar görülür. Pelasglar Avrupa’nın en eski kavimi olarak bilinir. Yunanlılar da köklerini Pelasglara dayandırır. Pek çok tarihçi İlliryalılar ve Pelasg’ların Helen kavimlerinden Dorlar ile akraba olduğu ve Helen kültürünün kurucuları oldukları görüşündedir.
Arnavutlar tarihçilerce eski İlliryalıların devamıdır. Antik İllirya bugünkü Dalmaçya sahil bölgesidir (bugünkü Hırvatistan ve Karadağ) ve pek çok Roma İmparatoru bu bölgedendir.
Roma İmparatorluğu’nun kurucu halklarından olan İlliryalılar 5. yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun Germen, Hun ve Slavlar tarafından saldırıya uğraması ve yıkılması sonucunda 7.-8. yüzyıllardan sonra giderek Slavların eline geçmiş ve bölge Orta Çağ’dan sonra Hırvatistan ve Karadağ olarak anılmaya başlanmıştır. 20. yüzyılda da bu bölgede ‘Güney Slavları’ anlamında ‘Yugoslav’ devleti kurulmuştur.
Arnavutlar, Avrupa’nın en eski halklarından oldukları ve ayrıca milli kimliğini (aidiyetini) dinsel farka dayandırmayan tek Balkan milleti oldukları konusunu özellikle vurgularlar. Arnavut dili (Arn. Shqip, Shqipja, gjuha shqipe, gjuha shqiptare) Hint-Avrupa dil ailesinin özgün bir koludur. Arnavutçada, uzun süre komşu olmaktan ve 1000 yıllık Bizans idaresinden dolayı Yunanca ve Sırpça, 437 yıllık Osmanlı idaresinden dolayı da Türkçe ve Arapça kelimeler mevcuttur. Latin ve Germen dilleriyle de, bilhassa İtalyanca, Fransızca ve Almanca ile benzer yanları çoktur. Yine de Arnavutça kelime haznesi olarak saf bir dildir.
Eski Yunanca ve Etrüskçe’nin de İllirce ve Arnavutça ile dolaysız akraba olduğu yönünde linguistik hipotezler mevcuttur.
Arnavutlar tarihçilerce eski İlliryalıların devamı olarak görürlürler. Antik İllirya bugünkü Dalmaçya sahil bölgesidir (bugünkü Hırvatistan, Slovenya ve Karadağ) ve pek çok Roma imparatoru bu bölgeden çıkmıştır.
Ortaçağ
Antik Çağ’da Hıristiyanlığın Arnavutluk‘a yayılması çok erken tarihlerde gerçekleşti. Durres kenti dünyadaki en eski piskoposluk merkezlerinden biridir. Aziz Pavlus daha 1.yüzyılda İllirya’ya Hıristiyanlığı tanıtmıştı.
325 yılındaki İznik Konsili’nde tüm İllirya Roma idaresine bırakılmıştı. 731 yılında ise Bizans İmparatoru III. Leo Durres Metropollüğünü Bizans’a bağladı. 927 yılında Bizans Bulgar Patrikhanesini kabul etmeye mecbur kalınca, Arnavut Kilisesi de Bağımsız Ohri Piskoposluğu’na, dolayısıyla 1. Bulgar İmparatorluğu’na bağlandı. 1018 yılında Bizans bölgeyi geri aldı. 1054 yılındaki Roma ve Bizans Kiliseleri arasındaki büyük bölünme (Schisma), önceleri Arnavut Kilisesi için etki yapmadıysa da, 13. yüzyılda Arnavut Kiliseleri de iki rakip olan Katolik ve Ortodoks yani Roma ve Bizans Kiliseleri arasında ikiye bölündüler. Orta Çağ’da ortaya Arnavut Ortodoks Kilisesi ve Arnavutluk Katolik Kilisesi şeklinde bir bölünme çıktı.
Roma İmparatorluğu’nun kurucu halklarından olan İllirya bölgesi 5. yüzyılda Roma’nın Germen, Hun ve Slavlar tarafından saldırıya uğraması ve yıkılması sonucunda 7.-8. yüzyıllardan sonra giderek Slavların eline geçmiş ve bölge Orta Çağ’dan sonra Hırvatistan ve Karadağ olarak anılmaya başlanmıştır. 20. yüzyılda da bu bölgede ‘Güney Slavları’ anlamında ‘Yugoslavya’ devleti kurulmuştur. Ancak Arnavutlar bu bölgede her zaman hak iddia etmişlerdir.
Ortaçağda bölgenin tam Doğu ve Batı Roma İmparatorlukları’nın sınırında bulunması nedeniyle Arnavutlar 6.yüzyıldan sonra Slavlaşma tehlikesine karşı, batının en güçlü şehri olan Venedik’in himayesine girerek Katolikliği tercih etmişler ama daha doğuda kalan Kosova ve bugünkü Sırbistan bölgeleri hızla Slav asimilasyonuna ve Ortodokslaşmaya girmiştir (Bkz.Arnavut Ortodoks Kilisesi). Doğu Roma’nın 13. yüzyıldan sonra yıkılma sürecine girmesi sonucu doğudan gelen Osmanlılar 15.yüzyılda bölgeyi ele geçirmişler, Arnavutların ulusal kahramanları Gjergj Kastrioti’nin (İskender Bey) önderliğinde 40 yıldan fazla süren direnişini kırıp bölgeyi 1478′de ele geçirmişlerdir. Bu gelişmeler yüzbinlerce Arnavut’un İtalya’ya ve özellikle Sicilya ve Kalabriya bölgelerine göç etmesine yol açmıştır. İtalya Arnavutları ‘Arberesh’ adıyla anılmaktadır.
1054′deki Doğu - Batı / Ortodoks - Katolik Kiliselerinin birbirlerinden tamamen ayrılmaları (Schisma) Arnavutluk’ta önceleri büyük etki yapmadı. İki kilise de birbirine rakip oluşturmadan yanyana bir arada var oldu. Ancak 12. yüzyıldan sonra Bar’da Benedikt Manastırının kurulmasıyla Roma’nın ve Katolik Kilsesinin etkisi Arnavutluğun kuzeyinde arttı. Durres’te ise Ortodoks Kilisesi daha hakimdi. Arnavutluk’ta 13. yüzyılda Katolik - Ortodoks ayrışımı daha da belirginleşti. Ülkenin güneyi tartışmasız Ortodoksluğun hakimiyetindeydi. Arnavutluk kıyıları bu dönem Normanların saldırısına uğradı.
Ortacağ’da Arnavutlar genelde Arber adıyla anılıyorlardı. Bu aynı zamanda 12. yüzyıl sonunda Kruja Kalesi bölgesinde oluşmuş olan Arbanon Kırallığı’nda yaşayan halkın da adıydı. Bu Katolik Kırallık, Ortodoks Kilisesine bağlı olan Kruja yönetiminden ayrılarak oluşmuştu.
1204 yılından sonra Arnavutluk önce Epir Despotluğu’na, 1230 yılında 2. Bulgar İmparatorluğu’nun eline geçti. Ancak Bulgarlar Bizanslılar tarafından bölgeden 1246′da atıldı ve Bizans’ın vesayetinde Epir Despotluğu yeniden kuruldu. Bu dönemde Dıraç kenti, sık sık İki Sicilya Krallığı’nın işgaline uğradı. Sırplar 1280′in ilk yarısında İşkodra’yı ele geçirdiler.
Arnavut Katolikliği, 1342-1355 arasındaki Sırp Çarı Stefan Dushan’ın hakimiyetini zarar görmeden atlattı. Sirp Çarı’nın ölmesi ve Sırp Kırallığı’nın dağılmasının ardından soylu Arnavut sülalesi ŞAR, Zeta bölgesi ve Arnavutluk’un kuzeyinde iktidarı ele geçirdi. Ballsha’lar 1368′de Ortodoksluk’tan Roma-Katolik Kilisesine geçtiler. Lezha piskoposlugunun kurulmasi da bu dönemde gerçekleşti.
Osmanlı İmparatorluğu
Arnavutların milli kahramanı sayılan İskender Bey’in bir heykeli.
Osmanlı Türkleri 14. yüzyıldan itibaren Anadolu ve Balkan Yarımadası’na akınlar yapmaya başladılar. 15. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu Balkan Yarımadası’nın büyük bölümü ile birlikte bugünkü Arnavutluk topraklarını da ele geçirdi.
Katolik olan Arnavutluk’un kuzeyini Kastrioti Skanderbeg’in ölümünden sonra Osmanlılar’ın ele geçirmesi on yıl dahi sürmedi. 1479′da Venedik Devleti Osmanlılar’la barış anlaşması yaparak İşkodra ve Lezha’yı Osmanlılara bıraktı. Piskoposluk merkezi olan Durres de 1501′de Türklerin eline geçti. Bundan sonra Katolik Arnavutlar’ın çoğunluğu fiilen İslam hakimiyeti altında yaşadılar. Osmanlilarin hakimiyeti önceleri sadece sahil bölgelerindeydi. Mirdita, Dukagjin ve Malesia e Madhe boylarının bölgelerine İslam hakimiyeti giremedi. Bu bölgelerde 1490 - 1550 arasında Osmanli hakimiyetine karşı pek çok isyan oldu. İskender Bey’in ölümünden sonra direnişi Lek Dukagjin, Muzaka ve Thopia aileleri sürdürdü.
Çok uzun süren ve tam olarak hiç bitmeyen Arnavut direnişinin Osmanlılarca kırılmasından sonra 15. ve 16. yüzyıllarda yarım milyon civarında islamlaşmak istemeyen Arnavut İtalya’ya kaçmak zorunda kaldı (Arberesh ler).
Arnavutluk’un Osmanlılarca fethinden sonra İslam dini, Arnavutlar’a üçüncü bir din olarak katıldı. 17. yüzyıldan sonra diğer Balkan milletleri gibi Arnavutlar da müslümanlaştılar. Ancak Arnavutlar müslümanlaşınca, Rumlar, Ermeniler, Boşnaklar vb. gibi Türkleşmeyip, Arnavut kültürünü ve soylarını inatla korudular ve İstanbul Saray Yönetiminde Sadrazamlık, Paşalık, Valide Sultanlık gibi pek çok mevkiyi 17.yy.’dan sonra diğer sayısız etnik gruba rağmen ellerine geçirdiler. Bu sayede hem pozisyonlarını güçlendirdiler, hem de kendileri için asimilasyonu büyük beceri ile en alt düzeyde tuttular.
Osmanlılar’ın Arnavutluk Katolik Kilisesine karşı politika sürdürmelerine karşın, Arnavut Ortodoks Kilisesi herhangi bir baskı görmedi, ayrıca 17. yy.’dan sonra bir kalkınma ve gelişim yaşadı. Osmanlı’nın son döneminde ülkenin kuzeyi İşkodra, merkezi Manastır ve güneyi Yanya viliayetinin sınırları içierisindeydi. 1. Balkan Savaşı’nda ülke Karadağ, Sırbistan ve Yunanistan’ın işgaline uğradı ve yağmalandı. İtalya ve Avusturya Macaristan’ın araya girmesiyle Arnavutluk Krallığı kuruldu. 1. Dünya Savaşında Karadağ, Avusturya Macaristan, Yunanistan ve İtalya’nın savaş alanı oldu.
II. Dünya Savaşı
Arnavutluk II. Dünya Savaşı’nda Mihver Devletler tarafından işgal edilen ilk ülkeydi. Dünya Çekoslovakya ve Polonya’daki Alman askeri faaliyetlerine odaklanmışken; Benito Mussolini, Arnavutluk‘a hücum ederek işgal etti. Adolf Hitler hücumlarına başladığı sırada, İtalyan diktatör İtalya’nın Adriyatik’te karşısına tekabül eden Arnavutluk’a göz koymuştu. Özellikle Durrës’teki bazı direnişlere rağmen, İtalya 7 Nisan 1939′da Arnavutluk’a hücum etti ve Arnavutluk parlamentosundan ülkenin İtalya ile ittifak kurmak konusunda oyladığı tarih olan 12 Nisan’da ülkenin kontrolünü ele geçirdi. III. Victor Emmanuel, Arnavutluk hükümdarlığını aldı ve İtalyanlar Shefget Verlaci’nin idaresi altında faşist bir hükümet kurdular ve kısa zamanda Arnavut askeri ve diplomatik kanunlarını sindirdiler. 1940 yılının Ekim ayında Mussolini, Arnavut üssünü Yunanistan’a hücum başlatmakta kullandı. Ancak Yunan kuvvetleri İtalyan ordusunu püskürttü ve çok geçmeden ülkenin güneyini ele geçirdi. Bu durum Almanların Yunanistan’ı işgal bahanesi oldu. II. Dünya Savaşı sırasında komünist partizanları da içeren Arnavut milliyetçi gruplar, İtalyanlar’a ve akabinde Almanlar’a karşı mücadele ettiler. 1944 yılının Ekim ayında Sovyet askerinin yardımı olmaksızın bunu yapabilecekleri tek Doğu Avrupalı millet olan Almanlar’ı attılar. Kısmen Fransız eğitimi almış olan Enver Hoca Labor Partisi (Arnavut Komünist Parti)’nin genel sekreterliği pozisyonunda sergilediği iyi ahlakı sayesinde ülkenin lideri oldu. Komünist Parti diğer Bolşevik Komünist Partiler’in de yardımıyla 8 Kasım 1941′de kurulmuştu.
Coğrafya
-
Arnavutluk coğrafyası
Arnavutluk 28,750 kilometrekare yüz ölçümüne sahiptir. Adriyatik Denizi ve İyon Denizi’ne 362 kilometre sahil şeridi olan ülkenin %70′i dağlıktır ve yerleşime açık değildir. En yüksek dağı 2,753 metre yüksekliğe sahip Makedonya Cumhuriyeti sınırında bulunan Korab Dağı’dır. Başkenti 800,000 nüfusa sahip Tiran olan ülkenin diğer önemli şehirleri Durrës, Elbasan, Shkodër, Gjirokastër, Vlorë, Korçë ve Kukës’tir.
İdari Birimler
Arnavutluk’un Eyaletleri
-
Arnavutluk’un eyaletleri, Arnavutluk’un illeri, ve Arnavutluk’taki şehirler listesi
Arnavutluk’da 12 eyâlet (Arnavutça: resmi qark/qarku, yaygın prefekturë/prefektura), 36 bölge ve 351 il vardır.
|
Eyalet |
İller |
Başkent |
| 1 |
Berat |
Berat, Kuçovë, Skrapar |
Berat |
| 2 |
Dibër |
Bulqizë, Diber, Mat |
Peshkopi |
| 3 |
Durrës |
Durrës, Krujë |
Durrës |
| 4 |
Elbasan |
Elbasan, Gramsh, Librazhd, Peqin |
Elbasan |
| 5 |
Fier |
Fier, Lushnjë, Mallakastër |
Fier |
| 6 |
Gjirokastër |
Gjirokastar, Përmet, Tepelenë |
Gjirokastër |
| 7 |
Korçë |
Devoll, Kolonjë, Korçë, Pogradec |
Korçë |
| 8 |
Kukës |
Has, Kukës Tropojë |
Kukës |
| 9 |
Lezhë |
Kurbin, Lezhë, Mirditë |
Lezhe |
| 10 |
Shkoder |
Malësi e Madhe, Pukë, Shkodër |
Shkodër |
| 11 |
Tirana |
Kavajë, Tiran |
Tiran |
| 12 |
Vlorë |
Delvinë, Sarandë, Vlorë |
Vlorë |
Arnavutluk Devlet Yöneticileri
1355-1378: Ballsha Ailesi
1443-1468: İskender Bey
1787-1822: Ali Paşa Tepelena
1928-39: Kral I.Zog, Ahmed Zogu
1939-44:Arnavutluk’ta İtalyan Yönetimi
1944-1991:Arnavutluk Sosyalist Halk CumhuriyetiDönemi:
1944-85:Enver Hoca 1985-92: Ramiz Alia
Arnavutluk Cumhuriyeti Devlet Başkanları:
1992-1997 Sali Berisha 1997-2002 Rexhep Mejdani 2002- 2007 Alfred Moisiu 2007 - Bamir Topi
Arnavutluk Basbakanları:
1914 Turhan Pashe Permeti 1914 Esad Toptani 1914-18 Abdullah Rushdi 1918-20 Turhan Pashe Permeti 1920 Sulejman Deluina 1920-1 lljaz Bej Vrioni 1921 Pandelı Evangeli 1921 XhaferYpi 1921-2 Omer Vrioni 1922-4 Ahmed Zogu 1924 lljaz Bej Vrioni 1924-5 Fan Noli 1925-8 Ahmed Zogu 1928-30 Koco Kota 1930-5 Pandeli Evangeli 1935-6 Mehdi Frasheri 1936-9 Koco Kota 1939-41 Shefget Verlaci 1941-3 Mustafa Merlika-Kruja 1943 Eqrem Libohova 1943 Maliq Bushati 1943 Eqrem Libohova 1943 Provisional Executive Committee (Ibrahim Bicakclu) 1943 Council of Regents (Mehdi Frasheri) 1943-4 Rexhep Mitrovica 1944 Fiori Dine 1944-54 Enver Hoxha 1954-81 Mehmed Shehu 1981-91 Adil Carcani 1991 Ylli Buffi 1991 Fatos Nano 1991-2 Vilson Ahmeti 1992-7 Aleksander Meksi 1997 Bashkim Fino 1997-8 Fatos Nano 1998-9 Pandeli Majko 1999-00 Ilir Meta 2002 Pandeli Majko 2002-05 Fatos Nano 2005 Sali Berisha
Demografi
-
Arnavutluk demografisi
Temmuz 2007 verilerine göre Arnavutluk’un nüfusu 3,600,523′dır ve yılda 0.73% büyür.
Etnik gruplar
Nüfusun en büyük kesimi Arnavut’dur, %99.
Diller
Ülkede konuşulan dil Arnavutcadır
Dinler
Ülkenin %70 Müslüman olmakla birlikte Arnavut Ortodoksları nüfusun %10udur,%20 iseKatoliktir.
Ekonomi
100 Arnavut Lek’i
-
Arnavutluk ekonomisi
Arnavutluk ekonomisi daha çok maden üretimine ve sanayiye dayanır. Bir miktar petrol ve doğal gaz çıkarmaktadır. 1992′de toplam 6 milyon varil petrol, 136 milyon m³ doğal gaz üretmiştir. 1993′deki petrol rezervi 185 milyon varil, doğal gaz rezervi 11 milyar m³ olarak tahmin ediliyordu. Ülke ayrıca krom, linyit, nikel, bakır, demir, kükürt, çinko, kurşun ve boksit üretmektedir.
Tarım ve hayvancılığın da ekonomide önemli yeri vardır. Bu sektörlerden elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 36′dır ve çalışan nüfusun % 55′i bu alanlarda iş görmektedir. Orta kesimdeki kıyı ovalarda daha çok buğday, mısır, tütün ve patates, iç kesimlerde daha çok şeker pancarı, güney kıyılarda en çok zeytin ve turunçgiller üretilir. Ülke genelinde bunlardan başka meyve ve sebzeler de üretilmektedir. 1992′de 600 bin ton tahıl, 60 bin ton yer bitkileri, 15 bin ton baklagiller, 130 bin ton meyve, 250 bin ton sebze üretilmiştir. Aynı yıl ülkede 500 bin baş sığır, 1 milyon baş koyun, 170 bin baş domuz bulunuyordu. 1991′de % 55′i denizden, % 45′i iç sulardan olmak üzere 12 bin ton balık avlanmıştır. Aynı yıl 2.6 milyon ton da tomruk üretilmiştir.

shengjin

edhem bey camii
Tarihi: Arnavutluk’a İslâm girmeden önce Arnavutlar çeşitli vesilelerle Osmanlılarla işbirliği yapmışlardır. Osmanlı-Venedik mücadelesinde de Arnavut beyleri Osmanlıların yanında yer almışlardır. Osmanlı Devleti 1417′de Arnavutluk’u ele geçirerek Arnavut sancağını kurdu. Arnavutluk’ta 1432′den sonra Osmanlı idaresine karşı çeşitli isyanlar çıktı. Bu isyanlar ve bazı dış müdahaleler dolayısıyla Arnavutluk’un bir kısmı Osmanlıların elinden çıktı. 1463 Osmanlı-Venedik savaşlarından sonra Osmanlı, Arnavutluk’un elinden çıkan bölgelerini geri almaya başladı ve 1501′de büyük bir kısmını ele geçirdi.
Osmanlı fethinden sonra dört asırdan fazla bir süre Avrupa’da İslâm’ın yayılmasında bir merkez rolü oynayan Arnavutluk, 1912′de Avrupa’nın oyunları sonucunda diğer Balkan ülkeleriyle birlikte Osmanlılar’dan ayrıldı. Ancak bu tarihten sonra da Balkan Ülkeleri Birliği’nin saldırılarına uğradı. Bu saldırılar sonunda Arnavutluk’a giren hıristiyan Balkan orduları ülkenin Müslüman halkını hıristiyan olmakla ölüm arasında bir tercih yapmaya zorladılar. O tarihlerde onbinlerce Arnavut hıristiyan olmadığından öldürülmüştür. İşgalciler 1914′te Sırp asıllı William Ovfid’i ülkeye kral tayin ettiler. Ancak Kral William din ve milliyet yönünden Arnavutlara yabancı olduğundan ülkede otoriteyi sağlayamadı. Bu yüzden Arnavutluk 1925′e kadar tam bir karışıklık yaşadı. Bu dönemde ülkenin bağımsızlığını sağlamak için çeteler oluşturuldu ve bu çeteler işgalcilere karşı mücadele ettiler. 1925′in başlarında ülkede cumhuriyet ilan edildi ve cumhurbaşkanlığına da Ahmed Zogu seçildi. 1939′da II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte faşist İtalyan orduları Arnavutluk’u işgal etti. Bu işgal 29 Kasım 1944′e kadar sürdü. İşgalin sona ermesinden hemen sonra ülkede Enver Hoca’nın liderliğinde bir komünist diktatörlük kuruldu.
Komünist Arnavutluk ilk zamanlar Rusya’ya yanaştı ve o sıralar Stalin’in yönettiği Rusya’dan destek gördü. Ancak altmışlı yıllardan sonra daha çok Çin’e yöneldi. Yetmişli yılların başından itibaren Çin’le de bağlantısını keserek, kendine özel, içine kapanık bir ülke halini aldı. Arnavutluk’taki komünist rejim başından itibaren baskıcı çizgiyi izledi. Ülke halkının dışarıyla bağlantısını kesti. Daha komünist diktatörlüğün kurulduğu ilk yıllarda binlerce insan İtalya’yla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle idam edildi. Sonraki yıllarda da halk içindeki bütün gelişmeler çok iyi organize edilmiş bir istihbarat örgütü aracılığıyla izlendi.
Enver Hoca, 11 Nisan 1985′te ölünceye kadar yönetimde kaldı. Ondan sonra cumhurbaşkanlığına Ramiz Alia seçildi.
Sovyetler Birliği’nde başlayan değişim rüzgârlarından en son etkilenen Doğu Avrupa ülkesi Arnavutluk olmuştur. Ülke yönetiminin halkın dışarıyla bağlantısını kesmesinin ve dünyadaki gelişmelerden doğru bir şekilde haber almasını engellemesinin bunda büyük etkisi olmuştur. Temmuz 1990′ın başlarında Tiran’da bazı kişilerin yabancı büyükelçiliklere sığınması olaylarına kadar görünürde ciddi bir olay yaşanmamıştı.
Arnavutluk cumhurbaşkanı Ramiz Aliya 25 Ocak 1990′da yaptığı konuşmasında, Doğu blokundaki gelişmeleri sosyalist çizgiden sapma ve bir felaket olarak niteledi ve Arnavutluk’un bu duruma asla düşmeyeceğini ileri sürdü. Ama çok geçmeden Temmuz 1990′da meydana gelen olaylar halkın rejimden rahatsız olduğunu ortaya çıkardı ve ülke çok hızlı bir değişim sürecine girdi. Ramiz Alia, bu hızlı değişim süreci içinde koltuğunu koruyabilmek için birden radikal bir reformcu kesildi. Halkın tepkisini yatıştırmak için çok partili sisteme geçme kararı aldı. Ardından, iktidardaki komünist Emek Partisi’nin yanısıra Demokrat Parti’nin kuruluşu da resmen kabul edildi. Bunu basın alanında da bazı özgürlükler sağlanarak Demokrat Parti’nin Demokrasinin Doğuşu adlı bir gazete çıkarmasına izin verilmesi izledi.
Ramiz Alia’nın ülkede pazar sistemine dayalı bir ekonomik modele geçileceğini açıklaması üzerine ekonomik reformlar da uygulamaya konmaya başladı. Bütün bu reformların süreklilik kazanması için yürürlüğe konan yeni anayasa da kısmen din hürriyeti, özel mülkiyet edinme hakkı, seyahat hürriyeti ve yabancı sermayenin ülke içinde iş yapması imkânı getiriyordu.
10 Şubat 1991′de 250 kişilik Halk Meclisi üyelerinin belirlenmesi için seçimler yapıldı. Seçimlerin böyle aceleye getirilmesindeki amaç muhalefet partilerinin teşkilatlanmalarını tamamlamadan, halka kendilerini tanıtamadan ve seçim hilelerinin yapılabileceği ortam mevcutken Emek Partisi’nin devamı olan Sosyalist Parti’nin bir dönem daha iktidarda kalmasını sağlamaktı. Öyle de oldu ve Sosyalist Parti seçimlerde parlamentoda 169 üyelik kazandı. Ancak halk bu sonuçtan memnun kalmadı ve tepki gösterdi. Bunun üzerine 22 Mart 1992′de tekrar seçim yapıldı ve bu seçimlerde Demokrat Parti 92 milletvekilliği kazanarak birinci parti oldu. Bunun üzerine Ramiz Aliya istifa etmek zorunda kaldı ve cumhurbaşkanlığına Demokrat Parti lideri Sali Berişa seçildi. Sosyalist Parti iktidarına da son verilerek Demokrat Parti liderliğinde bir hükümet kuruldu.
Dış problemleri: En önemli dış problemi Kosova meselesidir. Bugün Yeni Yugoslavya sınırları içinde bulunan ve Sırbistan yönetimi tarafından özerkliği kaldırılarak Sırbistan’a ilhak edilmiş olan Kosova halkının % 80′den fazlası Arnavut asıllıdır. Arnavutluk yönetimi Kosova meselesine sahip çıkmakta ve buranın bağımsızlığı için mücadele eden Kosova Arnavutlarını desteklemektedir. Makedonya’da yaşayan Arnavutlara baskı uygulanması da bu iki ülke ilişkilerini olumsuz yönde etkilemektedir.
Arnavutluk-Yunanistan ilişkileri de iyi değildir ve Yunanistan bazı konularda Arvanutluk yönetimine baskı yapmaktadır.
İslami Hareket: Komünist rejimin hakim kılındığı ülkeler içinde en katı din düşmanlığının uygulandığı ülke şüphesiz Arnavutluk’tur. Komünist rejim bu ülkede din düşmanlığını devletin resmi ideolojisi ve anayasal bir prensip haline getirmişti. Komünizmin çöküşüne kadar uygulamada olan anayasanın 37. maddesi ülke yönetimini ateist propagandayı yaygınlaştırmak ve tarihi materyalizmi bütün ülke halkına kabul ettirebilmek için gereken çalışmaları yürütmekle yükümlü tutuyordu. Yine aynı anayasanın 55. maddesinde dini kurumların ve sosyalist rejimle bağdaşmayan kuruluşların kurulmasının yasak olduğu ifade ediliyordu. Bu ülkede altmışlı yılların sonuna kadar 2169 cami ve kilisenin kapısına kilit vuruldu. Müslümanların dini işlerini yürütmekten sorumlu yüksek müftülük ilga edildi. Dini görevlerin yerine getirilmesi yasaklandı. 1967′de Arnavutluk’ta artık din diye bir şeyin kalmadığına dair resmi bir açıklama yapıldı.
1990′da başlayan reformlarla birlikte Arnavutluk halkı tedrici bir şekilde din hürriyetine de kavuşmaya başladı. Eski diktatörlük döneminde kapatılmış olan camilerden ayakta kalabilenlerin yeniden ibadete açılması için çalışmalar başlatıldı. Ama komünist rejimin hâkim olmasından önce Arnavutluk’taki cami sayısı 1700′ü bulurken dine yeniden hürriyetin tanındığı tarihe kadar ayakta kalabilen cami sayısı sadece elliydi. Bununla birlikte komünist rejimin din adına her şeyi yasak ettiği bu ülkede halk İslâmiyet hakkında çok cahildi. Üstelik komünist rejimin fakirleştirmiş olduğu Arnavutluk toplumu birinci derecede karnını doyurmanın yollarını araştırmaya başlamıştı. Bunun yanısıra halkı dini yönden bilgilendirecek yeterince eleman da yoktu. Bütün bunlar İslâmi şuurlanma ve davetin önündeki engellerdi. Buna rağmen halkın dini çalışmalara büyük ilgi gösterdikleri görüldü. Örneğin reformların ardından ibadete açılan ilk cami olan İşkodra camisinin açılış törenine 65 bin kişi katıldı. Komünist yönetimin yıkılmasının üzerinden fazla zaman geçmeden İslâmi hizmetlerin organizasyonu için Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu ve Arnavutluk’u dinsizleştirebilmek için yıllarca çalışan komünist Emek Partisi’nin merkez binası bu kurumun emrine verildi. Diyanet İşleri Başkanlığı’na da Enver Hoca döneminde birkaç kez hapis cezasına çarptırılmış olan ilim adamlarından Sabri Koçi getirildi. Bu kurum halkın yeniden İslâmi yönden bilgilendirilmesi ve İslâm’ın toplum hayatına yön verici konuma gelebilmesi için yoğun faaliyetler içine girdi. Bu amaçla komünist iktidar döneminde kapatılmış veya tiyatroya vs.’ye dönüştürülmüş camileri yeniden onarıp ibadete açmaya, Kur’an kursları, dini eğitim okulları (medreseler) vs. açmaya başladı. Ayrıca Uluslararası İslâmi Yardım Organizasyonu gibi bazı İslâmi yardım kuruluşları da kuruldu.
Ekonomi: Arnavutluk ekonomisi daha çok maden üretimine ve sanayiye dayanır. Bir miktar petrol ve doğal gaz çıkarmaktadır. 1992′de toplam 6 milyon varil petrol, 136 milyon m3 doğal gaz üretmiştir. 1993′deki petrol rezervi 185 milyon varil, doğal gaz rezervi 11 milyar m3 olarak tahmin ediliyordu. Ayrıca krom, linyit, nikel, bakır, demir, kükürt, çinko, kurşun ve boksit üretmektedir.
Tarım ve hayvancılığın da ekonomide önemli yeri vardır. Bu sektörlerden elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 36′dır ve çalışan nüfusun % 55′i bu alanlarda iş görmektedir. Orta kesimdeki kıyı ovalarda daha çok buğday, mısır, tütün ve patates, iç kesimlerde daha çok şeker pancarı, güney kıyılarda en çok zeytin ve turunçgiller üretilir. Ülke genelinde bunlardan başka meyve ve sebzeler de üretilmektedir. 1992′de 600 bin ton tahıl, 60 bin ton yer bitkileri, 15 bin ton baklagiller, 130 bin ton meyve, 250 bin ton sebze üretilmiştir. Aynı yıl ülkede 500 bin baş sığır, 1 milyon baş koyun, 170 bin baş domuz bulunuyordu. 1991′de % 55′i denizden, % 45′i iç sulardan olmak üzere 12 bin ton balık avlanmıştır. Aynı yıl 2.6 milyon ton da tomruk üretilmiştir.
Para birimi: Lek.
Gayri safi milli hasılası: 2 milyar 800 milyon 500 bin dolar. (Yıllık safi artış: % 0.5)
Kişi başına düşen milli gelir: 820 dolar.
Dış ticaret: İhraç ettiği ürünlerinin başında petrol, maden cevherleri (bunlar tüm ihracatının % 47’sini oluşturur) ve çeşitli tarım ürünleri gelir. İthal ettiği malların başında da makinalar, ulaşım araçları ve yedek parçaları, gıda maddeleri, kimyasal maddeler ve dayanıklı tüketim maddeleri gelir. 1991′deki dış ticaret açığı 179 milyon dolar olmuştur.
Sanayi: En çok metalürji, demir-çelik, kimya, tekstil, ayakkabı, deri, kereste, mobilya, gıda, meşrubat, sigara, ilaç ve inşaat malzemeleri sanayileri gelişmiştir ve gelişme yolundadır. Yerel kaynaklardan ve imalat sanayiinden elde edilen gelirlerin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı % 42′dir. Çalışan nüfusun yaklaşık % 19.5′i sanayi sektöründe iş görmektedir. Buna maden ocaklarında çalışanlar da dahildir.
Enerji: 1991′de 2 milyar 800 milyon kw/saat elektrik üretilmiş, 3 milyar 155 milyon kw/saat tüketilmiş, aradaki fark ithalatla karşılanmıştır. Elektrik enerjisinin % 9′u termik santrallerden, % 91′i hidroelektrik santrallerinden elde edilmektedir. Kişi başına yıllık elektrik tüketimi ortalama 960 kw/saattir.
Ulaşım: Ülkenin tarifeli sefer yapılan tek havaalanı başkent Tiran’daki uluslararası trafiğe açık havaalanıdır. Arnavutluk, 100 grostonun üstünde yük taşıyabilen 25 gemiye, 720 km. demiryoluna, 8.000 km.’si asfaltlanmış olmak üzere 21.000 km. karayoluna sahiptir. Bu ülkede ortalama 68 kişiye bir motorlu ulaşım aracı düşmektedir.
Eğitim: Eğitim ücretsizdir. 1800 ilkokul, 50 genel ortaöğretim kurumu, 470 mesleki ortaöğretim kurumu, 8 yükseköğretim kurumu vardır. Üniversite çağındaki gençlerden üniversiteye kayıt yaptıranların oranı % 8, okuma yazma bilenlerin oranı ise % 100′dür.
Sağlık: Arnavutluk’ta 900 hastane, toplam olarak 5860 doktor ve diş doktoru, 40 bin ebe ve bayan sağlık görevlisi mevcuttur. Ortalama 585 kişiye bir doktor düşmektedir. (Buna diş doktorları da dahildir.)
Arnavutluk’un İlk Sakinleri
Arnavutlar’ın kökeni meselesi, etnologlar arasında hala bir ihtilaf konusudur. Arnavutluk’un (Albania) asıl sakinlerinin bugünkü yurtlarına nereden geldiklerine ilişkin meseleye çözüm olarak birçok varsayım ortaya atılmıştır. Kafkaslar’da ‘Albania’ adlı başka bir yerin varlığı, ‘Albania’ adının nereden kaynaklandığının gizemini sürdürmesi ve öte yandan bu ismin, Arnavut halkının kendisince bilinmemesi ve de Arnavutlar’ın Balkan Yarımadası’na gelişine dair tarihin ve efsanelerin ortaya koyduğu somut bir kaydın olmaması Arnavutlar’ın kökeni meselesini çözümü zor bir hale getirmiştir.
Fakat, her ne olursa olsun, bugün genel olarak kabul edilmiştir ki Arnavutlar Güneydoğu Avrupa’daki en eski ırktır. Bütün bulgular şuna işaret etmektedir ki Arnavutlar, birbiriyle akraba İlliryalılar, Makedonyalılar* ve Epirotlar tarafından tarihin çeşitli dönemlerinde temsil edilmiş ilk Ari göçmenlerin soyundan gelmektedirler. Çoğu etnolog ve dilbilimcinin kanısına göre, İliryalılar, yarımadanın güney kısmında yerleşik olan ve sınırları İtalya ve Trakya’ya kadar uzanan Helen öncesi Tyrrhenopelasgia halkının çekirdeğini oluşturmuşlardır. İliryalılar daha geniş bir anlamda aynı zamanda Pelasgialıdırlar. Dahası, Yunan yazarlarca “barbar” ve “Helen olmayan” olarak adlandırılan bu akraba ırklardan İliryalılar’ın, Gegler’in yani kuzeyli Arnavutlar’ın ataları, Epirotlar’ın ise Tosklar’ın yani güneyli Arnavutlar’ın ataları olduklarına inanılmaktadır. Bu genel kanı, Strabo’nun İliryalılar ve Epirotlar arasında sınır oluşturduğunu belirttiği Via Egnatia ya da Egitana’ya ilişkin ifadesinin pratikte bugün Gegler’i ve Tosklar’ı ayıran Shkumbini ırmağının akışına karşılık gelmesinden doğmuştur. Aynı coğrafyacı, Epirotlar’ın aynı zamanda Pelasgialı olarak adlandırıldıklarını ifade etmiştir. Bugün bile anısı çağdaş Arnavutlarca Tanrı’ya verilen isim “Zot” olarak kalan Pelasgialı Zeus’a antik çağların en ünlü kahininin olduğu yer Dodona’da tapılmıştır. Herodot’a göre bu kutsal yerin civarına Pelasgia denilmekteydi.
Dahası, etnologların bu bulguları kendilerini gururla Balkan Yarımadası’nın asıl sakinlerinin torunları olarak gören yerlilerin bozulmamış olan gelenekleriyle desteklenmektedir. Onlar, bu sebeple, bu topraklar üzerindeki asıl hakkın kendilerinde olduğunu düşünmektedirler. Aynı zamanda bu geleneklerin gücüyledir ki Arnavutlar, diğer Balkan uluslarını fazlasıyla kendilerinin olanı sahiplenmiş yabancılar olarak görmektedir. Bu sebepledir ki Arnavutlar ve komşuları arasında yüzyıllar boyunca süregelen sınır savaşları olmuştur

Arnavut Ciğeri
MALZEMELER
2 baş soğan
1 koyun karaciğeri
1/2 su baradağı un
1/2 demet maydanoz
1.5 çorba kaşığı kırmızı biber
1 bardak zeytinyağ (ya da mısırözü yağ)
tuz
4 Kişilik !!!
HAZIRLANIŞI:
Karaciğerin ince zarını soyun, sinirli kısımlarını çıkarın. Daha sonra karaciğeri bir tahta üzerine koyup, fındık iriliğinde parçalar doğrayın. Bu parçaları büyük bir kabın içine koyun ve üzerine bir kaşık kırmızı biber serpip iyice karıştırın. 30 dakika kadar dinlendirip, ciğer parçalarını önce bol una bulayın ardından üzerindeki fazla unun dökülmesi için silkeleyin ve içinde bir bardak zeytinyağı kızdırdığınız tavanın içine birer avuç birer avuç atın. Karıştırarak yaklaşık bir dakika pişirdikten sonra delikli kepçe yardımıyla yağını süzüp, servis tabağına alın. Ciğerin pişiridikten sonra üzerine biraz tuz serpin. Tavadaki yağın dörtte birini alın, üzerine yarım çorba kaşığı kırmızıbiber koyun. Ateşte iyice karıştırdıktan sonra, biberli yağı ciğerin üzerine gezdirip, dökün. Bu arada, ince ince doğrayıp, tuzla ovduğunuz soğanın suyunu süzün. Sonra, temizleyip ince kıydığınız maydanoz ve soğanı karıştırarak piyaz yapın ve bu piyazı servis tabağının kenarına koyup, ciğerle birlikte servis yapın.


Kenya
Kenya, Hint Okyanusu’na kıyısı olan bir doğu Afrika ülkesidir. Güneyinde Tanzanya, batısında Uganda, kuzeybatısında Sudan, kuzeyinde Etiyopya ve doğusunda Somali ile komşudur. Başkenti Nairobi’dir.
Coğrafi veriler

Kenya Dağı 5,199 m. Kenya’nın en yüksek dağıdır. Kenya, ismini bu dağdan almıştır.
Coğrafi konumu: 1 00 Kuzey enlemi, 38 00 Doğu boylamı
Sınırları: toplam: 3,446 km
Sınır komşuları: Etiyopya 830 km, Somali 682 km, Sudan 232 km, Tanzanya 769 km, Uganda 933 km
Sahil şeridi: 536 km
İklimi: Kıyıda tropikal, iç kesimde çöl iklimi hakimdir.
Deniz seviyesinden yüksekliği: En alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m En yüksek noktası: Kenya Dağı 5,199 m
Doğal kaynakları: Altın, kireçtaşı, soda, tuz, hidro güç, vahşi doğa
Sulanan arazi: 660 km² (1993 verileri)
Doğal afetler: Kuraklık ve su baskınları
Tarih
Tarih öncesi dönemden bir çok dinozor ve timsah fosili bulunan ülkede, en eski fosil kalıntıları 200 milyon yıl önceye aittir. En eski insan fosilleri Kenya’da Turkana gölü çevresinde bulunmuştur.
M.Ö. 2000 lerde kuzey Afrika’dan göç eden halklar Kenya’da yerleşmiştir. M.S. 1. yüzyılda Arap tüccarları Kenya sahillerine ticari ziyaretler yapmış, M.S. 8. yüzyılda Kenya sahillerindeki Arap ve Fars yerleşimleri giderek çoğalmıştır.
M.S. 10. yüzyılda bu gün Kenya nüfusunun dörtte üçünü oluşturan Nilotic ve Bantu halkları Kenya’ya göç etmiştir. Bu yıllarda Swahili dili meydana gelmiştir. Swahili bir çok Arapça kelime içeren bir Bantu lisanıdır.
Sömürgecilik döneminde Kenya’ya ilk ayak basan Avrupalılardan biri Vasco da Gama ‘dır. 1498 yılında Mombasa’yı ziyaret eden Gama buradan Hindistan’a olan deniz yolunu keşfetmistir. Bu keşif Portekizlerin deniz ticaretindeki ağırlığını artırıcı önemli bir kilometre taşı olmuştur.
Bölgede resmi Portekiz varlığı 1501 yılında bugün Tanzanya’ya ait olan Kilwa adasının alınmasıyla başlamıştır. Daha sonra Mombasa’yı ve Hint okyanusunda Hindistan yolu üzerindeki başka adaları istila eden Portekizliler, böylece bu bölgedeki deniz ticaretindeki Araplar ağırlığını ortadan kaldırmıştır. Deniz yollarını ve limanları kontrol ederek büyük vergi gelirleri elde etmişlerdir. Bu dönemde bölgede Kenya sahillerindeki şehirler bağımsız beylikler olarak yönetilmiştir.
Yüzyılı aşkın süren Portekiz egemenliğinden sonra, Umman’ın Kenya ve Tanzanya sahillerine saldırıları artmış ve 1730′da Portekizliler bu bölgeden tamamen sürülmüştür. Umman köle ticaretine hız vermiş ve 1839 yılında başkentlerini Zanzibar’a taşıyarak Kenya üzerindeki Arap egemenliğini artırmıştır.
1880′lere gelindiğinde İngilizler uluslarası köle ticaretini tamamen yasaklamış ve bu yasakların desteklenmesi ve denetlenmesi için bir dizi antlaşmalar yapmışlardı. “Protectorate” (Türkçe karşılığı: Hamilik/koruma) yasaları adı altında bir çok ülkede kontrolü ellerine aldıkları gibi, Kenya’daki Umman varlığını da kontrol etme olanağı elde etmişlerdir.
Ingilizler 1890′larda Kenya Uganda demir yolu inşasına başlamış, bu dönemde inşa için deneyimli işçi gereksinimi karşılamak amacıyla çok sayıda hintli Kenya’ya yerleştirilmiştir.
Kenya’da Etnik Gruplar
Kenya’nın en büyük etnik grubu Kikuyu’lar nüfusun %25ini oluşturur, başkent Nairobi çevresinde yoğun olarak yaşarlar ve geleneksel olarak politik iktidarı elinde tutan grup olmuştur.
Geleneksel giysileri içinde Kikuyu’lu bir kadın.
Luhya’lar ülkenin ikinci büyük etnik grubunu oluşturur. batı Kenya’da Uganda sınırının güney kesimlerinde yaşarlar.
Batı Kenya’da Victoria Gölü çevresinde yerleşmiş Luo’lar Kenya’nın üçüncü büyük etnik grubunu oluşturan halktır ve Uganda ve Tanzanya’da yaşayan halklarla akrabadırlar. Son dönemlerde yaşanan bölgesel savaşlar Luo’ların Kikuyu yönetimiyle tarihi hesaplaşmasından ibarettir.
Kenya’nın dördüncü büyük etnik grubu Kalenjin’ler, beşinci ise Kamba’lardır. Kambalar geleneksel olarak askeriyede söz sahibi roller üstlenmişlerdir. Altıncı en büyük etnik grup olan Kisii’le nüfusun %6’sını oluşturur ve politik olarak Luo’lar gibi Kikuyu karşıtı bir duruş sergilerler.
Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar
Kenya
ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), C, CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), EADB (Doğu Afrika Kalkınma Bankası), ECA (Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IGAD (Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), IOM (Uluslararası Göçmen Teşkilatı), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü), ITU (Uluslararası Haberleşme Birliği), MINURSO (BM Bati Sahra Referandum Misyonu), MONUC (BM Kongo Operasyonu), NAM, OAU (Afrika Birliği Teşkilatı), OPCW (Kimyasal Silahları Yasaklama Organizasyonu), UN (Birleşmiş Milletler), UNAMSIL (BM Sierra Leone Misyonu), UNCTAD (Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı), UNESCO (Eğitim-Bilim ve Kültür Örgütü), UNIDO (Endüstriyel Kalkınma Örgütü), UNIKOM (BM Irak-Kuveyt Gözlem Misyonu), UNMEE (BM Etyopya-Eritre Misyonu), UNMIBH (BM Bosna-Hersek Misyonu), UNMIK (BM Kosova Geçici Yönetimi), UNMOP (BM Prevlaka Gözlem Misyonu), UNTAET (BM Doğu Timor Geçiş Yönetimi), UNU, UPU (Dünya Posta Birliği), WHO (Dünya Sağlık Örgütü), WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı), WMO (Dünya Meteoroloji Örgütü), WToO (Dünya Turizm Örgütü), WTrO (Dünya Ticaret Örgütü)





Göktürk Kitabeleri - Yazıyı taşıyan en eski belge Kızıl şehrinde bulunmaktadır.
Göktürk Kitabeleri ya da Orhun Yazıtları, Türklerin bilinen ilk alfabesi olan Göktürk Alfabesi ile Göktürkler tarafından yazılmış yapıtlardır.Bilge Kağan ve Kül Tigin anıtlarını Yollug Tigin yazmıştır, Yollug Tigin aynı zamanda Bilge Kağan’ın yeğenidir.
Yazıtlar, 1889 yılında Moğolistan’da Orhun Vadisi’ndeki anıtlarda saptanmıştır. Yazılış tarihi 8. yüzyılın başlarına dayanmaktadır. 1893 yılında Danimarkalı dilbilimci Wilhelm Ludwig Peter Thomsen tarafından, Rus Türkolog Vasili Vasilyeviç Radlof’un yardımıyla çözülmüş ve aynı yılın 15 Aralık günü Danimarka Kraliyet Bilimler Akademisi’nde bilim dünyasına açıklanmıştır.
Keşif ve Çözümlenme Tarihçesi
Orhun harfleriyle yazılan yazıtlardan 13.yüzyıl Moğol tarihçisi Cüveyni (Ebü’l- Muzaffer Alâúdîn Atâ‘ Melik bin Bahâiddîn Muhammed el-Cüveynî), Tarih-i Cihangüşa adlı yapıtında söz etmişti. Çin kaynakları da kitabelerin dikilişini bildirmekteydi. Yine de bu durum 18. ve 19. yüzyıllara kadar bilim dünyasının bilinmeyeni olarak kalmalarına engel olamadı. İlk olarak Rus çarı I. Petro’nun emriyle Sibirya bitki örtüsünü incelemek için görevlendirilen bitki bilimci Messerschmidt ve kendisine rehber olarak verilen İsveçli tutsak subay Strahlenberg, 1721 yılında Yenisey vadisinde bu yazı ile yazılmış Kırgızlara ait mezar taşlarını içeren Yenisey Yazıtları’ndan bir tanesini keşfetti. Bir yıl sonra tutsaklığı son bulan Strahlenberg İsveç’e dönüşünde bu inceleme ile ilgili izlenimlerini kitap haline getirip Stockholm’de yayınladı. Böylece Orhun yazısı bilim dünyasının dikkatini çekmiş oldu. Orhun yazıtlarından iki yüzyıl öncesine ait Yenisey Yazıtları’nın tamamına yakını bu süreçte ortaya çıkarıldı. Nihayet 1889 yılında Rus bilgini Yadrintsev, sonradan Bilge Kağan ve Kül Tigin anıtları olduğu anlaşılan Orhun Yazıtları’nı bulmuş, bunun üzerine 1890 yılında Heikel başkanlığında bir Fin heyeti, bir yıl sonra da ünlü Türkolog Radloff’un başkanlığında bir Rus heyeti bölgede incelemelerde bulunmuştur. Rus ve Fin heyetleri, anıtların fotoğraflarını alarak kitap halinde yayımlamışlar; bu yayınlar sayesinde yazıtların okunması süreci hız kazanmıştır. Sonunda Danimarkalı dil bilimci Thomsen 1893 yılında Orhun yazısını çözmeyi başarmıştır.İlk çözdüğü kelime de Tanrı olmuştur. Yazının çözülmesinden sonraki süreçte Thomsen ve Radloff anıtların metni ve çevirisi üzerinde yarışa girmişlerdir. Yazıtlar, yazıtlarda kullanılan yazı ve dil üzerindeki çalışmalar günümüzde de devam etmektedir. Yazıtların hem dil hem de yazı bakımından özgün metni ile günümüz Türkçesine çevirisini Prof. Dr. Muharrem Ergin (1971) yapmıştır.
Yazıtlar hakkında notlar
Orhun Yazıtları, Göktürk İmparatorluğu’nun ünlü hükümdarı Bilge Kağan devrinden kalma altı adet yazılı dikilitaştır. Moğolistan’ın kuzeyinde, Baykal gölünün güneyinde, Orhun Vadisindeki Koşo Çaydam gölü Yakınlarındadır. Bu yazıtlardan Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtları, Koşo Çaydam bölgesindeki Orhun Irmağı civarında; Bilge Tonyukuk yazıtları ise, Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarından yaklaşık 360 km uzakta, Tola Irmağı’nın yukarı yatağındaki Bayn Tsokto (Bayn Çokto) bölgesindedir. Bilge Tonyukuk yazıtlarının, (Orhun Irmağı civarında olmamasına rağmen), Orhun yazıtlarıyla birlikte düşünülmesi, anılması Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtları ile aynı döneme ait olması ve aynı konuları içermesindendir. Yazıtlar Türk dili, tarihi, edebiyatı, sanatı, töresi hakkında önemli bilgiler vermektedirler. Türk ve Türkçe adı, ilk kez Doğu Göktürkler dönemine ait bu yazıtlarda geçmektedir. Kullanılan yazı dilinin olgunluğu ve zenginliği Türkçe’nin daha eski tarihli yazılı eserlerinin de bulunduğuna kesinlik kazandırmaktadır.
Yazıtların üçü çok önemlidir. İki taştan oluşan Tonyukuk, 720; Kül Tigin, 732; Bilge Kağan, 735 yılında dikilmiştir. Kül Tigin yazıtı, Bilge Kağan’ın ağzından yazılmıştır. Kül Tigin, Bilge Kağan’ın kardeşi, buyrukçu ihtiyar Tonyukuk ise veziridir. Anıtların olduğu yerde yalnızca dikilitaşlar değil, yüzlerce heykel, balbal, şehir harabeleri, taş yollar, su kanalları, koç ve kaplumbağa heykelleri, sunak taşları bulunmuştur.
Tonyukuk Anıtı
Tonyukuk anıtı, dört cepheli iki dikilitaş halindedir. Yazılar, diğer taşlara göre daha silik durumdadır. Tonyukuk, Bilge Kağan’ın kayınbabası İlteriş Kağan’ın amcası Kapgan Kağan’ın ve Bilge Kağan’ın baş bilicisi yani başveziri idi. Bu anıtı ihtiyarlık devrinde kendisi diktirmiştir ve yazılar da kendisine aittir. Taşlarda Göktürklerin, Çin esaretinden nasıl kurtulduğu, kurtuluş savaşının nasıl yapıldığı ve Tonyukuk’un neler yaptığı anlatılır. Birinci yazıt, 243 cm; ikinci yazıt ise 217 cm yüksekliğindedir. Birinci yazıtta 35, ikinci yazıtta 27 satır Göktürk harfli Türkçe metin bulunmaktadır. Orhun yazıtları Bilge Kağan ve Kültigin dışında aslında genelde krallar için yazılması gerekenden farklı olarak bir siyasi kişi olan Tonyukuk hakkında da dikilmiştir. Tonyukuk “Gök gibi ve Gök’ten olmuş” şeflerden biri değildir.
Kül Tigin Anıtı
3,35 metre yükseklikte, kireçtaşından yapılmış ve dört cephelidir. Doğu-batı cephelerinin genişliği aşağıda 132, yukarıda 122 santimetredir. Kuzey-güney cepheleri de aşağıda 46, yukarıda 44 santimetredir. Üst kısım kemer şeklinde ve yukarıda beş kenarlı olarak bitmektedir. Anıttaki satırların uzunluğu 235 santimetredir. Yazıtın doğu yüzünde 40; güney ve kuzey yüzlerinde 13′er satır Göktürk harfli Türkçe metin vardır. Batı yüzünde ise, devrin Tang İmparatoru’nun Kül Tigin’in ölümü dolayısıyla gönderdiği Çince mesajına yer verilmiştir. Batı yüzde Çince yazılar dışında yazıta sonradan eklenmiş Göktürk harfli iki satır bulunmaktadır. Yazıtın kuzeydoğu, güneydoğu, güneybatı yüzlerinde de (pahlarda) Göktürk harfli Türkçe metinler mevcuttur. Kültigin yazıtında Göktürk tarihine ait olaylar, Bilge Kağan’ın ağzından nakledilerek birlik, bütünlük mesajı verilir. Yazıtın doğu, kuzey ve güney yüzlerinin yazıcısı, Yollug Tigin, batı yüzünün yazıcısı ise, Tang İmparatoru Hiuan Tsong’ın yeğeni Çang Sengün’dür. Kül Tigin yazıtının doğu yüzünde, bütün Türk boylarının ortak damgası olduğu sanılan dağ keçisi damgasına; doğuya ve batıya bakan “tepelik” kısımlarında ise, kurttan süt emen çocuk tasvirlerine yer verilmiştir. Yazıt, geçen yaklaşık 1300 yıllık süreç içinde önemli ölçüde tahrip olmuştur. Zira yazıtın doğu ile kuzey yüzlerini birleştiren kısım yıldırım düşmesi sonucunda parçalanmıştır. Orijinalinde kaplumbağa kaide üzerinde bulunan yazıt, bu kaidenin de parçalanması üzerine 1911 yılında, sunak taşından kesilen granit bir blok üzerine oturtulmuştur. Ayrıca bu anıt 732 yılında dikilmiştir.Kültigin yazıtında Göktürk tarihine ait olaylar,Bilge Kağan`ın ağzından nakledilerek birlik,bütünlük mesajı verilir
Bilge Kağan Anıtı
Kül Tigin Anıtının bir kilometre uzağındadır. 734 yılında ölen Bilge Kağan adına oğlu Tenri Kağan tarafından yaptırılan bu anıt 735 yılında dikilmiştir. Yazıtta Bilge Kağan’ın ağzından devletin nasıl büyüdüğü anlatılmakta, öğütler verilmekte ve Kül Tigin’in ölümünden sonraki olaylar da bunlara ilave edilmektedir. Ayrıca Kağan’ın konuşmasından başka yeğeni Yuluğ Tigin’in kayıtları da yer almaktadır. Yaklaşık 3,75 metre yüksekliğinde olan yazıt, dört cephelidir. Yazıtın doğu yüzünde 41, kuzey ve güney yüzlerinde 15′er satır Göktürk harfli Türkçe metin bulunmaktadır. Batı yüzünde ise, (Kül Tigin yazıtında olduğu gibi), Çince bir metne yer verilmiştir. Batı yüzün tepelik kısmının ortalarına da Göktürk harfli Türkçe manzum metin yazılmıştır. Yazıtın güneydoğu, güneybatı ve batı yüzlerinde de (pahlarda) Göktürk harfli Türkçe küçük metinler bulunmaktadır.
Çince kitabenin altından Türkçe kitabe devam etmektedir. Ancak Çince kitabe tamamen silinmiştir. Bilge Kağan’ın ölümünden 1 yıl sonra oğlu tarafından yaptırılmıştır. Kitabede Bilge Kağan ve yeğeni Yollug Tigin’in sözleri yer almaktadır. Bilge Kağan Kitabesi hem devrilmiş, hem de parçalanmıştır. O yüzden tahribat ve silinti Bilge Kağan Kitabesinde çok fazladır. Bu abidenin etrafında yine türbe enkazı, heykeller ve balballar bulunmaktadır.
Yankılar
Orhun yazıtlarının bulunmasının ardından yazıtlar yorumlanmaya başlamış ve 1896’da Wilhelm Thomsen yazıtları “Muhammed dünyasının soluğunun henüz ulaşmadığı Türk dili ve edebiyatının en eski anıtları” olarak tanımlamıştır Ardından kıyılarında prehistorik bir Türk halkının yaşadığı, eskiden varolmuş bir Orta Asya denizi varsayımını ortaya atmış olup, Mazarine Kitaplığı’nda müdür yardımcılığı yapan Fransız edebiyatçı Leon Cahun, Orhun anıtlarını eski Türklerin yüceltilmesinde kullanılan formüllerin ilk defa ortaya çıktığı, Türk tarihçilerine Türk tarih tezini hazırlamalarında ilham kaynağı olan dahası bugünkü Ortaöğretim ders kitaplarında rastlanılan söyleme son derece benzer Asya tarihine giriş adlı kitabını yayınlamıştır.
