BlogForumRadyoVideoOyun?



17 Kasım 2008

hayat nedir.?

Kategori: Hayattan Öğrendiklerimiz — yaman @ 21:47

HAYAT :
Çetele tutmak değildir.
Seni kaç kişinin aradığı, kiminle çıktığın,
Çıkıyor olduğun veya çıkacağın demek de değildir.
Kimi öptüğüni hangi sporu yaptığın,
Kimlerin seni sevdiği de değildir.
Hayat ayakkabıların, saçın, derinin rengi de değildir.
Nerede yaşadığın veya hangi okulan gittiğinde değildir.
Aslında hayat, notlar , para, giysiler,
Girmeyi başardığın yada başaramadığın okullarda değildir.
HAYAT:
Kimi sevdiğin ve kimi incittiğindir.
Kendin için neler hissettiğindir.
Güven, mutluluk, şefkattir.
Arkadaşlarına destek olmak ve nefretin yerine
Sevgiyi koymaktır.
Hayat kıskançlığı yenmek,
Önemsemeyi öğrenmek ve güven geliştirmektir.
Ne dediğin ne demek istediğindir.
İnsanların sahip oldukları değil,
Kendilerini olduğu gibi görmektir.
Herşeyden önemlisi, hayatı başkalarının
Hayatını olumlu yönde etkilemek için kullanmayı
seçmektir.
İşte hayat bu seçimden ibarettir.

 

İnsan olabilmek

Kategori: Hayattan Öğrendiklerimiz — dilan @ 10:39

 

Eğer bütün etrafındakiler panik içine düştüğü
Ve bunun sebebini senden bildikleri zaman,
Eğer sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;
Eğer sana kimse güvenmezken, sen kendine güvenir
Ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;
Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan,
Veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen,
Ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan,
Bütün bunlarla beraber, 
 ne çok iyi, ne de çok akıllı görünmezsen;
Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,
Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen;
Eğer zafer ve yenilgiyle karşılaşır
Ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;
Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin, bazı alçaklar tarafından
Ahmaklara tuzak kurmak için değiştirilmesine katlanabilirsen;
Ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yakıldığını görür
Ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;
Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir
Ve bir yazı tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen;
Ve kaybedip yeniden başlayabilir
Ve kaybın hakkında bir kelimecik olsun bir şey söylemezsen;
Eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile
Onları işine yaramaya zorlayabilirsen
Ve kendine “Dayan” diyen
iradenden başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;
Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen,
Ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;
Ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitebilirse;
Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;
Eğer bir daha geri dönmeyecek olan dakikayı, 
altmış saniyede koşarak doldurabilirsen;
Yeryüzü ve üstündekiler senindir
Ve dahası, sen bir İNSAN olursun.

16 Kasım 2008

mutluluğun formülü

Kategori: Hayattan Öğrendiklerimiz — yaman @ 17:52

Kimi istersen onu seç, ama
önce kendini seç.
Kendin için yaşa,
Kendin için sev, kendin için aşık ol.
Kendini beğen ve kendini dinle her zaman.
Ancak o zaman bulabilirsin mutluluğun formülünü.
Düşün ki çok seviyorsun dans etmeyi.
Ruhunu doyuruyorsun ve hayatının vazgeçilmezleri arasında.
Öyleyse dans et, durma.
Kimsenin seni engellemesine izin verme.
Sırf başkaları mutlu olacak diye oturma sandalyeye.
Kalk ve ilerle pistin ortasına.
Sonra yorulana dek dans et.”Ne derler”diye düşünme.
Bırak konuşsunlar.
Sen mutlu olacaksın ya gerisinin önemi yok! Kendini yollara mı vurmak istiyorsun, bin ilk otobüse.
Nereye gittiğine bile bakma.
Çık yola.
Bir haber ver yeter.
Nereye gittiğini soranlara “kendime gidiyorum”de.
Kes dünyayla iletişimini, n’olur?
Bir mola yerinde pilav üstü kuru yerken alacağın tadı düşün.
Kayboluşlar insana kendini buldurur bazen.
Geride kalanları unutma elbette ama onlar da beklemeyi bilsinler.Çok mu beğendin vitrindeki giysiyi, al o zaman.
Çok mini, çok frapan çok renkli, çok sakil mi diyecekler bırak desinler.
Sen kendine yakıştırıyorsun ya, bu yeter.
“Bu da nereden çıktı diyenlere “kendim için, kendime aldım” deyiver gitsin.
 başla şarkı söylemeye.
Bağıra, çağıra söyle hem de.
Sen eğleniyorsun ya ..
Kendi besteni kendin yap.
Kendi sözünü kendin yaz, söyle.
“Bu şarkı da nereden çıktı ” diyenlere “kendime yazdım”de.
“Kendim için söylüyorum”de..
Ne yaparsan, kendin için yap, kendini eğlendir önce.
Sen mutlu ol ki; senin mutluluğun başkalarını da mutlu etsin.
Mutsuzken kimseyi mutlu edemezsin, unutma!
Ve sakın herkesi birden mutlu etmeye çalışma.
Çünkü olmazlar.
SEN MUTLUYSAN BU HERKESE YETER !!!!!!

Gönderen : Nebahat Akgül

14 Kasım 2008

Susmayı Öğrendim

Kategori: Hayattan Öğrendiklerimiz, Öyküler — esmer @ 07:33

 

Bir gün susmayı öğrendim. Öyle bir sustum ki belki sonsuza kadar
susacaktım.
Çünkü susmak benim küçücük dünyamda babamla kurduğum iletişim
tarzıydı.
Babam akşamları eve yorgun dönerdi. Ben bütün gün evde sıkılır onun
gelişini iple çekerdim.
Daha o kapıdan girer girmez boynuna atılır onunla oynamak
isterdim.
Babam
sarılır, öper sonra da, hadi odana git, derdi. Yemek hazırlanınca annem
çağırır bu defa masada bir araya gelirdik babamla.Onlar annemle
konuşurken
ben araya girer, sesimi duyuramayınca da bağırırdım. Babam sinirlenir,
‘Bütün gün insanlara kafa patlatmaktan bunaldım, birde sen kafamı
ütüleme!’
derdi. Annem de ‘Bütün gün zaten seninle uğraştım, bir çift laf da mı
konuşturtmayacaksın babanla?’ diye
çıkışır, beni odama gönderirdi.
Çaresiz bir şekilde boynumu büker odama yani hapishaneme doğru yol
alırdım. Babam arkamdan, ‘Bizim bir odamız bile yoktu, her şeye sahip,
hâlâ
ne istiyor anlamadım.’ diye bağırmaya devam ederdi. ‘Keşke benim de bir
odam olmasaydı, keşke bizim de evimiz bir odalı olsaydı da hep birlikte
otursaydık’ derdim içimden; ama yüksek sesle söylemeye cesaret edemezdim.
Yemekten sonra babam kanepeye uzanır, eline kumandayı alır,
televizyon
seyrederdi. Beni yanına çağırır biraz severdi. Onun izleyeceği önemli
birşey varsa
beni adeta yerimden bile kıpırdatmazdı. Azıcık hareket edip koşup
oynamaya
çalışsam oda hapsim yeniden başlardı. Bir gün anladım ki susunca babamla
daha iyi anlaşıyoruz. Bu defa susarak yapabileceğim oyunlar geliştirmeye
başladım. Önce resim yaparak başladım işe. Babam çizdiğim resimleri çok
beğeniyor; ‘Bak, böyle uslu uslu oyna işte.’ diyordu. Babam bazen göz
ucuyla bakıyor, resimle ilgili bir şey sorsam afallıyordu. Ama bana
kızarak
beni artık odama göndermiyordu.
‘Son günlerde ne de akıllandı benim oğlum.’ diye komşulara
anlatıyordu
annem halimi.
Resimlerim arttıkça ortalık dağılmaya başladı. Annem ‘Odanı
topla!’diye
odama kapattığında işe nereden başlayacağımı bilemiyordum.
Ben bunlarla uğraşırken zaman geçiyor; ama odamı toparlamayı
beceremiyordum. Annem odama gelip ‘Bak sana resim yapmayı
yasaklayacağım.’
dedi bir gün. Susuyor olmamı usluluk olarak değerlendiren ailem resim
yapmayı da elimden alırsa ben ne yapacaktım?
Bu düşüncelerle bir aile tablosu yaptım. Babam eve gelince uygun
zamanı
kolladım. Her zamanki gibi yemekler yendi, odaya geçildi. Babam oturur
oturmaz çizdiğim resmi getirdim. Babam baktı. Hım, dedi ‘Çok güzel
olmuş.Bu adam benim herhalde.’ dedi.
Ben ‘Hayır o adam değil, bu çocuk sensin.’dedim. O ‘Hayır, bu adam
benim,
bu çocuk sensin, bu küçük kız da arkadaşın.’dedi.
Ben yine ‘Hayır, o büyük adam benim, bu küçük adam sensin, bu
küçük
kız da
annem.’ dedim.
Babam benimle uğraşmaktan vazgeçip: ‘Peki neden bizi küçük
çizdin?’
dedi.
Heyecanla başladım anlatmaya.Ben büyüyüp adam olacağım. İş bulup
çalışacağım. Siz yaşlanıp küçüleceksiniz. Beliniz bükülecek, komşumuz
Ahmet
amca ile Ayşe teyze gibi küçücük kalacaksınız. Ben işten geldiğimde
yorgun
olacağım. Siz benimle konuşmaya çalıştığınızda işyerinde kafam şişmiş
olacağından sizi duymayacağım bile. Siz benimle bir şeyler paylaşmak
istediğinizde ‘Hadi odanıza çekilin de kafa dinleyeyim.’ diyeceğim. Ve
bir
de bağıracağım ‘Her şeylerini alıyorum. Sıcacık odaları da var, daha ne
istiyorlar’ diye.
ÇOK GEÇ OLMADAN…

Annemle babamın gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Duyduklarına
inanamıyorlardı. Bana sarılıp beni öyle içten bir okşayışları vardı ki
sonsuza kadar konuşsam hiç bıkmadan dinleyecekler gibiydi
Farkında’ Olmalı İnsan…Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın
Farkında
Olmalı
Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti
Yarın Meçhuldür,
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,
O Da Bu gündür

11 Kasım 2008

en iyi buğday yarışması

Kategori: Hayattan Öğrendiklerimiz, Öyküler — yaman @ 06:16

En iyi Buğday…

Her yıl yapılan ‘en iyi buğday’ yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu.

Çiftçi:

-Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor,      dedi.

-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz?  diye    sorulduğunda,

-Neden     olmasın,   dedi çiftçi.

-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır.

Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir.

Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.

Bu öyküden anladığım :  Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder.    Kin, Cimrilik, Nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir…