yeni valide camii
Üsküdar çarşısı içinde devrinin en güzel eserlerinden biri olan Yeni Valide Camii, Hakimiyet-i Milliye Caddesi, Balaban Caddesi ve İmam Nasır Sokağı ile çevrili geniş bir alanı kaplar. Cami avlusuna bu yollara açılan beş kapıdan girilir. Hakimiyet-i Milliye Caddesi’ne açılan kapı, çarşı tarafında bulunduğundan ‘Çarşı Kapısı’, eski Bit Pazarı kapısının karşısında bulunan ikinci kapı, ‘Bat Pazarı Kapısı’ veya ‘Sebil yahut Hünkâr Kapısı’ isimleriyle anılırdı. Üçüncü kapı, Arasta Çarşısı’na açıldığından ‘Arasta veya Bedesten Kapısı’, Balaban Caddesi tarafındaki dördüncü kapı, ‘Balaban Kapısı, Cümle Kapısı, İmaret Kapısı veya Mektep Kapısı’ adlarıyla bilinirdi. Beşinci kapı ise, ‘Uncular Kapısı, Değirmen Kapısı, Mescit Kapısı, İmam Kapısı’ isimleriyle meşhurdu. Bu yöndeki kapılar isimlerini, burada bulunan ve yakın zamana kadar duran bir değirmenin taşlarından, Geredeli Mescidi’nden ve İmam Nasır’ın yaptırmış olduğu bir çeşmeden almıştı. Külliye, cami, hünkâr mahŞli, çeşme, sebil, türbe, muvakkithane, mektep, imaret, şadırvan, havuz, su deposu, çarşı, bedesten ve meşruta evlerinden oluşuyordu. Mabet oldukça büyük bir avlunun ortasındadır. Düz bir sahada ve sel yataklarının ortasında yaptırıldığı için su basmaz merdivenlerle çıkılmaktadır. İç avlu veya şadırvan avlusunun iki yanlarında ve bir de cümle kapısı tarafında olmak üzere üç kapısı vardır. Üzerlerinde Hezarfen Mehmet Efendi’nin hattı ile yazılmış âyetler bulunmaktadır. Sol tarafındaki kapı üzerinde imzası vardır. Şadırvan avlusunun her cephesinde alt üst altışar pencere olmak üzere 36 penceresi vardır. Bunlar klâsik demir parmaklıklı ve içten tahta kapaklıdır. Avlunun zemini mermer kaplıdır. Üç tarafı, 14 mermer sütunun taşıdığı 17 kubbeli bir revak ile çevrilmiştir. Orta yerde zarif bir şadırvan yer almıştır. Devrinin en güzel eserlerinden biri olan bu şadırvan tamamen mermerden sekiz yüzlü olarak yapılmıştır. Her yüzün köşelerinde mermer sütunlar vardır. Bu sütunların arasına neŞs pirinç şebekeler yerleştirilmiştir. Ayrıca sütunları biribirine bağlayan kemer altına, mermer oyma şebekeler konmuştur.
Marmara adası

Marmara Denizi’nde, denize girilebilecek sağlıklı iki üç yerden birisi olan Marmara Adası, İstanbul’a deniz yolu ile kuş uçuşu 72 deniz milllik uzaklıktadır.

Sahile yakın yerlerde zeytinlikler, bağlar, yükseklerdeki kızılçamlar ve güneydeki makiler, Marmara Adası’nı yakınındaki diğer adalardan hemen ayırır. Hemen yakınındaki Avşa’da turizm sezonu sazlı, cazlı gümbür gümbür yaşanırken, Marmara’da sakinlik ve mütevazılık göze çarpar. Belki de bu nedenle ada doğal yapısını bugüne dek korumayı başarabilmiş.

Dört köyü var
Marmara Adası’nda merkeze bağlı dört köy bulunuyor. Çınarlı, turizm sezonunu en canlı geçiren köylerden biri. Bir zamanlar pekmezi ve şarabıyla ünlü Çınarlı’da artık bu iki üründen söz edilmiyor. Şimdiki geçim kaynağı balıkçılık. Köyde otel ve motellerin yanı sıra çok sayıda pansiyon bulabilirsiniz.

Marmara’nın merkeze 5 km. uzaklığında yer alan Gündoğdu Köyü’nde pansiyonculuk 1985 yılında başlamış. Köyde pansiyonların yanı sıra restoranlar, benzin istasyonu ve postane bulunuyor. Geçmişte şaraphaneleri ve zeytinlikleriyle ünlü Gündoğdu’da artık ne şarapçılık kalmış, ne de mahzen… Ama yeşil doğa örtüsü diriliğini ve güzelliğini hâla koruyor.Adanın güneydoğu sahilinde yer alan iki köyden biri olan Topağaç’ın bugünkü halkı Bulgaristan, Selanik ve Arnavutluk göçmenleri. Köy geniş bir ovaya kurulmuş ve verimli topraklara sahip. Topağaç, adanın sebze ambarı olarak anılıyor.Adanın kuzeyindeki Saraylar Köyü’nün, zengin mermer yataklarından çıkartılıp işlenen mermerlerin nakledilmesi için oldukça büyük bir limanı var. Mermer ocaklarının yer aldığı köyün güney yamaçları, uzaktan bakıldığında köstebek yuvasını andırıyor. Bu mermerlerin büyük bölümü ülke dışına ihraç ediliyor.
ÇEVREDEKI DIGER ADALAR
Marmara ve Avsa disinda kiminde hiç yerlesim olmayan, sadece firtinaya yakalanan balikçilarin sigindigi küçük adaciklar da vardir. Ekinlik, adi gibi ekilip dikilebilir olanidir. Kapidag Yarimadasi ile Avsa arasinda Pasa Limani, Pasa Limani ile Avsa arasinda Koyun, Erdek’in 250 metre açiginda da Zeytinli Adalari Marmara Denizi’nin diger küçük adalaridir.Erdek’in bulundugu Kapidag Yarimadasi’nin karsisinda irili ufakli adalar siralanir. Feribot, deniz otobüsü, vapur ve motorlarla ulasilabiliyor. Adalarin en büyügü Marmara Adasi. Digerleri Avsa, Pasalimani, Ekinlik, Zeytinli, Koyunada. Denizi çok adasi az Türkiye’nin bu ada ve adaciklarinin hepsi sevimli, güzel. Anakaraya ve birbirlerine çok yakinlar. Kendine güvenenler yüzerek bile dolasabilirler adalarin bazilari arasinda. Zeytinli Adasi Erdek’e sadece 250 metre uzaklikta. Yazin motor turlari da düzenleniyor.

AKTIVITELER
Yürüyüs : Ada cografyasi yürüyüs tutkunlari için güzel parkurlar sunmaktadir. Gerek Ilyas Dagi ve çevresi, gerekse Viranköy ve Tahtirevana mintikalari yürüyüs sporu için idealdir.Dagcilik : Marmara Adasi cografi yapisi itibariyle granit ve mermer türevi kayaçlardan olusmaktadir. Bu cografi yapi dagcilik sporunun kaya tirmanisi bransiyla ilgilenen sporcular için iyi sinifina girebilecek parkurlar sunmaktadir.Dag Bisikleti : Adamizin pek çok yerinde bulunan dogal patikalar ve benzeri küçük toprak yollar dag bisikleti sporu için uygun parkurlar olusturmaktadir.Dalis : Adamizda daha önce de dalis sporu için küçük çapli girisimler yapilmistir. Marmara Adasi Marmara Denizi’nde dalis sporu için en uygun yerlerden birisidir.Kano : Ada’da özellikle Kola plajinda, çift kisilik ya da tek kisilik kanolar kiralayabilirsiniz. Avcilik : Ada’da av yasaklari disindaki dönemlerde tavsan, keklik, kara tavuk ve çulluk avi yapilmaktadir.Olta Balikçiligi : Ada’miza gelen misafirlerin en çok ilgi gösterdigi konularin basinda olta balikçiligi gelir. Balik tutmak için iskeleler kullanilabilecegi gibi kayikla ada çevresinde balik tutulabilir.
Yelken : Marmara Adasi uygun rüzgar kosullari nedeniyle yelken meraklilari için önemli bir ugrak yeridir.
Günbatimi : Marmara Adasi’nda gurup kis aylarinda Asya yakasinda, yaz aylarinda avrupa yakasinda seyredilebilir. Gün batimi tutkunlari Aba mevkiinde bu güzel tabiat olayini seyredebilirler.
Sergiler : Marmara Adasi pek çok sanatçi tarafindan eserlerine konu edilmistir ve pek çok sanatçimiz yaz tatilini Ada’da geçirmektedir. Özellikle yaz aylarinda Ada’da sergiler, konserler ve söylesiler düzenlenmektedir. Bu sergilerde Ada’li gençlerimizin ürettigi çalismalarda yer almaktadir.
KALINACAK YERLER
Aba Otel 0266 885 52 71 Marmara
Boncuk Motel 90 266 885 50 57
Kadıoglu Pansıyon 0266 895 81 92
Çatuk T. Köyü 895 80 90 Çınarlı
Dostlar Pansıyon 895 81 30
Sato Motel 885 50 03, Marmara
Murat Otel 885 52 22, Marmara
Ada Palas otel 885 50 07, Marmara
En ön Tatil Köyü 885 54 05, Marmara
Beyaz Yunus Motel 895 80 65, Çinarli
Viking Motel 895 80 87, Çinarli
Kumsal Motel 895 82 31, Çinarli
Otel Özdemir 887 70 90, Çinarli
Devran Motel 885 54 33, Marmara
Dogan Motel 885 60 51, Marmara
NE YENİR
Mangal yapmak, kendi yemegini kendi pisirmek isteyenler için de olanaklar mevcut. Yalniz ates yakmak konusunda kontrollü davranmak ön kosul, çünkü her yan ahsap ve agaç dolu. Asmali Köyü, merkeze 15 km. uzaklikta. Yesillikler içindeki görkemli evleri ve sakin yasamiyla dikkat çeken Asmali’nin sakinleri Sürmeneliler ve Bulgaristan göçmenleri. Köydeki bazi evler pansiyon olarak kiraya veriliyor. Ancak sayilari çok kisitli. Her zaman taze balik bulabileceginiz restorani, size adanin ev yemeklerini de tattiriyor.LOKANTALAR
Aba Otel/Restoran 0266 885 52 71 Marmara
Ababurnu Marmara 885 57 77, Marmara
Alaattin Gürses 885 56 81, Marmara
Birol 885 56 96, Marmara
Birsen 885 50 93, Marmara
Bursalilar 885 59 20, Marmara
Et Mangal 885 59 78, Marmara
Demos Restaurant 895 81, Çinarli
Gondola 895 50 45, Çinarli
Kumsal Restaurant Tel: 895 80 01, Çinarli
Viking Restaurant Tel: 895 80 42, Çinarli
Ve kömürde döner ya da aksşam çorbası için Tel:885 50 87, Marmara
peri bacaları

PERİ BACALARININ OLUŞUMU
Kapadokya bölgesinin jeolojik oluşumu Erciyes, Hasan, Melendiz ve Göllüdağı ile daha birçok küçük volkanik dağların, patlamaları ile başlamıştır. Bölgeye yayılan lavlar, göller, akarsular üzerinde 100-150 metreyi bulan değişik sertlikte tüf tabakasından oluşan yüksek bir plato meydana getirmişlerdir. Zamanla erozyonun etkisiyle inanılmaz derecede aşınması sonucu bugünkü vadiler ortaya çıkmış, peri bacası adı verilen üzerinde daha sert ve geniş bir kaya tabakasının bulunduğu konik ve mantar şekilleri oluşmuştur. Dünyanın birkaç bölgesinde de görülen Peri Bacaları, hiçbir yerde Kapadokya’da olduğu kadar yoğun bir şekilde bulunmamaktadır bu yüzden dünyanın 7 harikasıdan biri olarak bilinir.
Vadi yamaçlarından inen sel sularının ve rüzgârın, tüflerden oluşan yapıyı aşındırmasıyla ‘Peribacası’ adı verilen ilginç oluşumlar ortaya çıkmıştır. Sel sularının dik yamaçlarda kendine yol bulması, sert kayaların çatlamasına ve kopmasına neden olmuş, alt kısımlarda bulunan ve daha kolay aşınan malzemelerin derin bir şekilde oyulması ile yamaç gerilemiş, böylece üst kısımlarda yer alan şapka ile aşınmadan korunan konik biçimli gövdeler ortaya çıkmıştır. Daha çok Nevşehir-Avanos-Ürgüp civarında bulunan şapkalı peribacaları konik gövdeli olup, tepe kısımlarında bir kaya bloğu bulunmaktadır. Gövde tüf, tüffit ve volkan külünden oluşmuş kayaçtan; şapka kısmı ise lahar ve ignimbirit gibi sert kayaçlardan oluşmaktadır. Yani şapkayı oluşturan kaya türü, gövdeyi oluşturan kaya topluluğuna oranla daha dayanıklıdır.
Bu peribacasının oluşumu için ilk koşuldur. Şapkadaki kayanın direncine bağlı olarak, peribacaları uzun veya kısa ömürlü olmaktadır. Kapadokya Bölgesi’nde erozyonun oluşturduğu peribacası tipleri; şapkalı, konili, mantar biçimli, sütunlu ve sivri kayalardır. Peribacaları en yoğun şekilde Avanos, Ürgüp, Uçhisar üçgeni arasında kalan vadilerde, Ürgüp Şahinefendi arasındaki bölgede Nevşehir Çat kasabası civarında, Kayseri Soğanlı vadisinde ve Aksaray Selime köyü civarında bulunmaktadır.
Peribacalarının dışında vadi yamaçlarında yağmur sularının oluşturduğu ilginç kıvrımlar bölgeye ayrı bir özellik katmaktadır. Bazı yamaçlarda görülen renk armonisi lav tabakalarının ısı farkından dolayıdır. Bu oluşumlar Uçhisar, Çavuşin, Güllüdere, Göreme, Meskendir, Ortahisar Kızılçukur ve Pancarlı vadilerinde gözlenir. Tabiatın bu cömertliğinden yararlanan insanoğlu ise, oyulmaya çok elverişli olan bu kalın kaya kütlesini oyarak, günün şartlarına göre evler, manastırlar, kiliseler ve yeraltı sığınakları yapmışlardır. Kapadokya’nın jeolojik yapısının verdiği bu avantajla manastır ve kilise sayısı binlerle ifade edilen sayıya ulaşmıştır.

kapadokya…
Kapadokya, (Pers dilinde Katpatuk; “Güzel Atlar Ülkesi” anlamına gelir). Bölge 60 milyon yıl önce; Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgar tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkmıştır.
İnsan yerleşimi Paleolitik döneme kadar uzanmaktadır. Hititler‘in yaşadığı topraklar daha sonraki dönemlerde Hrıstiyanlığın en önemli merkezlerinden biri olmuştur. Kayalara oyulan evler ve kiliseler bölgeyi putperestlerin zulmünden kaçan Hıristiyanlar için devasa bir sığınak haline getirmiştir.
Kapadokya’daki taş formasyonlarının Türkçe’de niçin “Peri bacaları” diye adlandırılmış olduklarını gösteren bir manzara.
Kapadokya bölgesi, doğa ve tarihin bütünleştiği bir yerdir. Coğrafi olaylar Peribacaları’nı oluştururken, tarihi süreçte, insanlar da bu peribacalarının içlerine ev, kilise oymuş, bunları fresklerle süsleyerek, binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini günümüze taşımıştır. İnsan yerleşimlerinin Paleolitik döneme kadar uzandığı Kapadokya’nın yazılı tarihi Hititlerle başlar. Tarih boyunca ticaret kolonilerini barındıran ve ülkeler arasında ticari ve sosyal bir köprü kuran Kapadokya, İpek Yolu‘nun da önemli kavşaklarından biridir.
M.Ö. XII. yüzyılda Hitit İmparatorluğu‘nun çöküşüyle bölgede karanlık bir dönem başlar. Bu dönemde Asur ve Frigya etkileri taşıyan geç Hitit Kralları bölgeye egemen olur. Bu Krallıklar M.Ö. VI. yüzyıldaki Pers işgaline kadar sürer. Bugün kullanılan Kapadokya adı, Pers dilinde “Güzel Atlar Ülkesi” anlamına geliyor. M.Ö. 332 yılında Büyük İskender Persleri yenilgiye uğratır, ama Kapadokya’da büyük bir dirençle karşılaşır. Bu dönemde Kapadokya Krallığı kurulur. M.Ö. III. yy. sonlarına doğru Romalıların gücü bölgede hissedilmeye başlar. M.Ö. I. yy ortalarında Kapadokya Kralları, Romalı generallerin gücüyle atanmakta ve tahttan indirilmektedir. M.S. 17 yılında son Kapadokya kralı ölünce bölge Roma’nın bir eyaleti olur.
Kapadokya’dan bir görünüm
MS III. yy’da Kapadokya’ya Hıristiyanlar gelir ve bölge onlar için bir eğitim ve düşünce merkezi olur. 303-308 yılları arasında Hıristiyanlara uygulanan baskılar iyice artar. Fakat Kapadokya baskılardan korunmak ve Hıristiyan öğretiyi yaymak için ideal bir yerdir. Derin vadiler ve volkanik yumuşak kayalardan oydukları sığınaklar Romalı askerlere karşı güvenli bir alan oluşturur.
IV. yy, daha sonra “Kapadokya’nın Babaları” olarak adlandırılan insanların, dönemi olur. Fakat bölgenin önemi, III. Leon’un ikonları yasaklamasıyla doruk noktasına ulaşır. Bu durum karşısında, ikon yanlısı bazı kişiler bölgeye sığınmaya başlar. İkonoklasm hareketi yüz yıldan fazla sürer (726-843). Bu dönemde birkaç Kapadokya kilisesi İkonoklasm etkisinde kaldıysa da, ikondan yana olanlar burada rahatlıkla ibadetlerini sürdürdüler. Kapadokya manastırları bu devirde oldukça gelişir.
Yine bu dönemlerde, Anadolu‘nun Ermenistan‘dan Kapadokya’ya kadar olan Hıristiyan bölgelerine Arap akınları başlar. Bu akınlardan kaçarak bölgeye gelen insanlar bölgedeki kiliselerin tarzlarının değişmesine sebep olur. XI. ve XII. yüzyıllarda Kapadokya Selçukluların eline geçer. Bu ve bunu takip eden Osmanlı zamanlarında bölge sorunsuz bir dönem geçirir. Bölgedeki son Hıristiyanlar 1924-26 yıllarında yapılan mübadeleyle, arkalarında güzel mimari örnekler bırakarak Kapadokya’yı terkettiler.
bir doğu ziyaretim
Geçen hafta şırnağaın cizre ilçesinde bir köy ziyaretimi anlatmak istedim.
gece saat 12 de yağmurlu ve soğuk bir gecede otobüse bindim sabah saat 6 ide cizreeye indim
sokaklar o kadar sesizdiki ıssızdı ve saat 8 olunca çarşıda bir kahvede bir simit ve
çay içip taksiye binip 2 saat yolculuktan sonra köye gittim.köy o kadar sesizdiki ve acizdi.
ilk gördüğüm okula giden çocuklar ayaklarında ayakkabısı olmayan üzerinde giyecekleri
olmayan üşüyen çocuklar o karda okuma mücadelesi veren çocuklar içim ağlamıştı yoksullukla
mücadele eden fakir anneler babalar ve müşterimin evine gittim ben inan bana verecekleri
ekmekleri yoktu.tüyler ürpetici durumdu içim acımıştı alacaklı olarak gitmiştim oraya ama
durum çok kötüydü. ve o bölgenin geçim sıkıntısının bu kadar zor olduğunu anlamıştım
verimsiz araziler hiç bir geliri olmayan insanlar sadece habur sınır kapısından geçim
sağlaayan insanlr.ve gelecekleri olmayan çocuklar.sularını uzaklardan getiren anneler
öyle durumdalardıki anlatamam ben o gün orda kaldım gece uykusuz kalmalar …..
anlatamadıklarım sonra müşterimle cizreye geldim ve onlara bir süre yetecek
yiyecek aldım ve dödüm çok üzgün durumdaydım ve bir kez daha köylü halkının
ezikliğini anlamış oldum
