BlogForumSohbet / RadyoVideoOyun?





31 Ekim 2008

bir 2 ci sınıf öğrencisinin çevre hakkındaki kompozisyonu

Kategori: Eğlence — blackangel @ 23:25

KONU: Çevremizde neler görüyoruz?

Ben çevremde çok sey görürüm. Yasasin
çevremiz. Çevremiz olmasaydi hiçbirsey göremezdik bence. O zaman Ufuk’u
da göremezdik. Ufuk benim en iyi arkadasim. Ufuk neler yazdi defterine
bakiyorum. Ögretmenimiz hep arkadasinizin defterine bakmayin der, ama su
anda bakmam lazim çünkü benim çevremde Ufugun defteri var. Ufuk benim
arkadasimdir. Ufuk salak degildir.
Çünkü arkadasimiza salak demek ayiptir. Ayip olmasa Ufuk’a salak
diyebilirdik. Ama diyemedik. Bunun ayip oldugunu ögretmenimiz
ögrettiydi.
Ögretmenimiz bize hep ögretir. Ne güzel seyler ögretir. Böyle bir
ögretmenimiz olmasaydi biz ne yapardik? Okula gelmezdik. Tabi o zaman
hemen sevinmezdik hemen çok üzülürdük. (’çok’ sözcügü araya sonradan
sikistirilmistir) Ögretmenimiz bize “arkadaslariniza salak demek
ayiptır” demisti. Bende “o zaman aptal demek ayip degildir” dedim.
Ögretmenimiz hepsi ayni dedi. Ben de “bu bilgi hayatta ne isimize
yarayacak”
diye
sordum. Ögretmenimiz “Bu konu burada kapanmistir”
dedi. Ama kapanmamisti
tabi. Ufuk defterine sunlari yazmis: Ben çevremde neler görüyorum:
Agaçlar, evler, yollar, insanlar, kadinlar, kuslar, taslar, topraklar,
kediler, köpekler, böcekler, bulutlar, annem. Gerçekten de Ufugun
annesi hep cevresinde dolasir. Sabah okula getirir, aksam eve götürür,
derslerde de pencerenin önünde ziplayarak oglunu görmeye çalisir.
Bence çok komik. Kafasi bir görünür, bir kaybolur.
Yazin pencere açikken silgiyle kafasini vurmaya çalisiriz. Ama havada
durmayip hemen düstügü için vurmak çok zordur. Yani bunlarin disinda
Ufugun gördügü ilginç bir sey yok.

mezopotamya uygarlığı

Kategori: Ülkeler ve Kültürleri — blackangel @ 23:13

Mezopotamya

Mezopotamya
İştar Kapısı üzerindeki aslan motifi
Fırat· Dicle
Asuroloji· Sümeroloji

İmparatorluklar / Şehirler

Sümer
Eridu · Kiş · Uruk · Ur
Lagaş · Nippur · Girsu
Akad İmparatorluğu
Akad · Mari
Amurrular
İsin· Larsa
Babil İmparatorluğu
Babil · Kalde
Asur İmparatorluğu
Asur · Nemrut
Horsabad · Ninova/Nineveh
Elam İmparatorluğu
Susa

Hititler · Kassitler
Hurriler/ Mitanniler

Kronoloji

Mezopotamya tarihi
Sümer (kral listesi)
Asur Kralları
Babil Kralları
Hitit Kralları

Dil

Sümerce · Akkad dili
Elam dili · Aramice
Hurrice · Hititçe

Mitoloji

Enuma Eliş · Gılgamış
Ziggurat · Nibiru
Marduk · Asur-Babil dinleri

Mezopotamya (Aram Nehrin), bugün Irak, doğu Suriye ve Güneydoğu Anadolu’yu (Türkiye) kapsayan coğrafi bölgeyi tarif eden bir isimdir. Mezopotamya Eski Yunanca’da “iki nehir arasındaki yer” demektir; μέσος (”arasında”) ve πόταμος (”nehir”). Kastedilen iki nehir Fırat ile Dicle’dir, zira bölge bu iki nehrin arasında kalır.

Verimli toprakları ve uygun iklim şartları nedeniyle çok eski zamanlardan beri yoğun göçe sahne olmuş Mezopotamya, birçok farklı kültür ve halkın karıştığı bir bölge olmuştur ve bu nedenle de medeni gelişime sahne olmuştur.MÖ.IV. binyılın sonunda bir yazı dili icat etmiştir. Bilinen ilk okur yazar topluluklara ev sahipliği yapmış bölgede birçok medeniyet gelişmiştir ve bu sebeplerden Medeniyet(ler) Beşiği olarak da anılmıştır. Hiçbir zaman Mezopotamya olarak anılan belirli bir siyasi mevcudiyet olmadığı gibi sınırları belirli bir bölge değildir. Basit anlamda Yunan tarihçileri bu bölgeyi anmak için bu ismi anmışlardır.

Tarih

Antik Mezopotamya haritası.

Mezopotamya tarih boyunca farklı kavimlerin bir arada yaşadığı bir bölge olmuştur. Bölgeye uzun süre devam eden sürekli göçler, hem siyasi iktidarın belirli bir çizgi izlemesini engellemiş hem de kültürel ve teknolojik anlamda kent ve toplumların gelişimini körüklemiştir. Mezopotamya bölgesi dünyanın en tanınmış ve köklü medeniyetlerinden birkaçına ev sahipliği yapmıştır; Sümerler, Akadlar, Persler, Babilliler ve Asurlular gibi. Bunların dışında daha birçok halk ve kavim Mezopotamya’da kök salmıştır.

Yazı Öncesi Dönemden Sümerlere

Son buz devrinin sonlarına doğru, hâlâ hüküm süren buzul veya buzul arası iklim koşullarından kaçmak için insanlar topluluklar halinde güneye doğru göç etmişlerdir. Bu dönemlere dair kuzey Irak’ta ve çevre bölgelerde çeşitli yerleşim alanları göze çarpar. Daha sonra iklimin tarım için uygun hale gelmesiyle kuru tarım başladığı gibi yerleşim birimleri de oluşmaya başlamıştır.

Güneydoğu Anadolu’da Çayönü (Diyarbakır, Türkiye) ve Göbekli Tepe (Şanlıurfa, Türkiye) gibi yerleşim yerleri Neolitik dönemde Mezopotamya‘daki göze çarpan yerleşim bölgelerindir. Bunlara kuzey Irak’taki Cermo da eklenebilir. Bu yerleşimler dönemin kültürel ve teknolojik gelişimini anlamak için önemlidirler.

Tarım gelişimi ve köy yaşamının başlangıcından yazının ortaya çıkışına kadarki dönemin ünlü yerleşim bölgelerine örnek olarak Samarra, Halafve Hasuna verilebilir. Bu dönemde her kent aynı zamanda ayrı bir kültürel tarz ortaya sunmaktaydı. Bu kentlerin ortak yönü konutların ortaya çıkışıdır. Yine de konutların mimari tarzı kentten kente değişiklik gösterir. MÖ 5500-MÖ 5000 dolaylarında Mezopotamya’da öne çıkan iki kültür kuzeyde Halaf kültürü ve güneyde Ubaid (Obeyd) kültürleridir.

Uruk döneminden bir heykelcik.

Bölgenin bir sonraki evresi Uruk dönemi (MÖ 4000-MÖ 3100) olarak anılabilir. Bu dönemde güneydeki kentler büyük oranda gelişmiştir. Bu gelişmeler sadece kültürel planda değil aynı zamanda teknolojik plandadır da. Uruk kenti, dönemi karakterize eden kent olarak, çok önemli bir konumdadır. Sulu tarımın geliştiği bu dönemde, madencilik ve teknoloji dallarında da ortaya çıkan gelişmeler kentlerin genel durumunu yükseltmiştir. Uruk kentinin ünlü Mezopotamya kahramanı Gılgamış’ın evi olduğu da söylencelerde yer alır. Bu dönemde ticaret büyük oranda gelişmiştir ve Mezopotamya’nın o dönemde bilinen sınırları içeresinde yoğun bir ticaret ağı oluşmuştur. Ayrıca Anadolu ile yapılan ticaret, Anadolu halklarının kültürünü de Mezopotamya’ya, sınırlı anlamda da olsa, taşımıştır. Bu dönemin sonlarında yazı geliştirilmiş ve kayıt tutumu da başlamıştır. Bu dönemlerde ve daha sonra bir süre güneydeki gelişimlerin kuzeye geçmesi uzun zaman almıştır.

Mezopotamya’dan bir kolye ucu.

Mezopotamya’da yaşayan birçok farklı kavimden ilk öne çıkan ve daha sonraki medeni oluşumların temelini atan Sümerlerdir. Gerek yazı, dil, tıp, astronomi, matematik gerekse din, fal, büyü ve mitoloji gibi alanlarda ilk öne çıkan ve bilinen toplum Sümerlerdir. “Yaratılış” ve “Tufan”a ilk kez Sümerlerde rastlanır. Sümer döneminde Mezopotamya’da 18′i büyük olan yaklaşık 35 büyük şehir ve kasaba vardı. Bunlara örnek vermek gerekirse Kiş, Nippur, Zabalam, Umma, Lagaş, Eridu, Uruk ve Ur zikredilebilir.

Lagaş’ta iktidara gelen Ur-Nanşe yaptırdığı inşaatlarla öne çıkmıştır. Urukagina da ilk yazılı reformları sayesinde tanınmıştır. Son dönemlerde Sümerlerin baş tanrısı konumundaki Enlil in tapınağı Nippur’da idi bu nedenle Nippur Sümerlerin dini başkenti sayılırdı.

MÖ 2400-2350 yıllarında Sümerler düşüşe geçerken, Akkadlar yükselişe geçmiştir.

Bir Akkad kralının zafer anıtının parçası, MÖ 2300 dolaylarına ait.

Akadlar

Akadlar Sami kökenli bir topluluktur. Sümerler döneminde Mezopotamya’ya göçen bu topluluk Sümer kültürünü benimsemiştir. Sümerler sonrasında Mezopotamya’nın lideri konumuna gelen halk, Mezopotamya’daki medeni gelişimin öncüsü Akkadlar olmuştur. Ayrıca Akkadlar daha sonra Mezopotamya’da güçlü konuma ulaşacak yine Sami kökenli Asur ve Babil halklarına da öncülük etmişlerdir. Akkadlar, Sümerlerden farklı olarak kent krallıklarından ziyade Evren veya Dünya krallığı kavramını Mezopotamya’ya getirmiştir. Bölgenin merkezi bir idare eline geçmesi de ilk kez Akkadlar döneminde olmuştur.M.Ö 2150′de güçlenen Sümerliler bu devleti yıkmışladır.

Akkad hanedanının kurucusu kral Sargon’dur. Agade isimli bir başkent kuran Sargon kayıtlara göre 34 savaş yapmıştır. Yine de Sargon’a dair bilgilerde mitoloji ile gerçeklik karışıktır. Sargon’un torunu olan Akkad kralı Naram-Sin de dedesinin yolundan gitmiş birçok sefer yapmıştır. Fakat Naram-Sin’den sonra bölgedeki güç dengeleri değişmiş ve Akkadlar düşüşe geçmiştir. Kısa bir süre içinde Zagros Dağları’ndan inen ve işgale başlayan Gutiler yönetimi ellerine geçirmişlerdir.

Üçüncü Ur Hanedanı

Akkadların yönetimindeki zayıflıklar nedeniyle, birçok kentin yönetici hanedanı yönetimi tekrar ellerine geçirmişlerdir. Bu kentlerden öne çıkanı Ur kenti ve yöneticisi 3. Ur Hanedanıdır. Hanedan Akkadların izinden giderek bütün bölgeyi kontrol altına almak istemiştir. Yaklaşık 100 yıl kadar (MÖ 2100-MÖ 2000) süren bir dönemde Ur kenti Mezopotamya’nın en büyük siyasi gücü olmuştur. Dönemlerinin sonu yoğun göçler ve çevre toplulukların saldırıları ile gelmiş ve yönetimleri zayıflamıştır. Ur Sülalesinin yönetiminin sonu aynı zamanda Sümerlerin Mezopotamya’daki yönetimlerinin sonu demektir. Daha sonra Sümer kökenli olmayan kavim ve sülaleler egemen olmuşlardır. Yine de bu dönem kültürel, dini ve mimari açıdan medeni gelişimi büyük oranda etkilemiştir.

Hammurabi kanunnamesi. Louvre Müzesi

Asur ve Babil

3. Ur salamanasarının çöküşünden sonra kuzeyde büyük bir siyasi güç olarak Asur, güneyde ise din ve kültür merkezi olarak Babil öne çıkmıştır. Aynı zamanda 2. binyılın erken dönemlerinde bölgeye gelen Hurri ve Amurrular (veya Amoritler) bölgenin gerek nüfus gerekse kültürel yapısını büyük oranda etkilemiş, daha sonraki siyasi olaylara da etki etmiştirler.

2. binyılın başlarında yükselen kavimlerden biri Asurlardır. Özellikle oluşturdukları geniş ticaret ağı onların Mezopotamya kültürünü farklı bölgelere yaymasına ve farklı kültürleri de Mezopotamya’ya taşımasına neden olmuştur. Anadolu’ya yazının gelmesi de yine bu dönemdeki Asurlu tüccarlar sayesinde olmuştur.

Diğer yükselen kavim ise güneyli Babil’dir. Amurru kökenli olan Eski Babil sülalesi, 5. kral Hammurabi ile dönemin diğer krallıkları üzerinde egemenlik kurmuştur. Bu sıralarda Anadolu’da Eski Hitit Devleti fetihlere başlamış ve sonunda Hitit Kralı I. Murşili MÖ 1595 yılında Babil’i alarak Babilin egemenliğine son vermiştir.

III. Tiglatpileser’i gösteren rölyef. MÖ 8. yüzyılın üçüncü çeyreğinden. Louvre Müzesi

Daha sonraki dönemlerde Kassitler öne çıkmış, Anadolu’daki Hititler güçlenmiş, Hurriler Mitannilerin önderliğinde yeni bir siyasi güç oluşturmuşlardır. Yaklaşık iki yüzyıl süren Mitanni-Hurri egemenliğinin zayıflaması Asurların yükselmesine olanak vermiş ve MÖ 13. yüzyılda Asur kralı I. Şalmaneser Mitanni-Hurri devletini sonlandırmış ve Asur egemenliğini kesin olarak başlatmıştır. Fakat bu Asur egemenliği de yoğun göç dalgaları sebebiyle zayıflamıştır. MÖ 9. yüzyılın başında kuzeyde Asur’un tekrar yükselmesine kadar bölge karışık bir dönem geçirmiştir. Bu zamana kadar Mezopotamya ve çevresinde birçok yeni devlet ve kavim ortaya çıkmıştı. MÖ 9. yüzyıldan yaklaşık MÖ 5. yüzyıla kadar süren Asur yönetimine Yeni Asur Krallığı denmiştir. Bu dönemde yoğun bir yayılma politikası benimsenmiş, her kral sayısız sefer yapmıştır. Yine de güney Mezopotamya’da Babil egemenliğini korumuştur. Babil dışında Urartular ve Medler de bağımsız birer güç olarak konumlarını korumuşlardır. Bir dönem Asur zayıflasa da III. Tiglatpileser ile tekrar yükselmeye başlamış Urartu kralını yenmiş ve yayılma politikasıyla diğer önemli güçleri, Babil ve Medleri, rahatsız etmiştir. II. Sargon ve sonrasında Asur’un konumu daha da yükselmiş; Asur birçok krallığı egemenliği altına aldığı gibi Mısır’a yapılan büyük seferlerle Mısır’ı da yağmalamıştır. Yeni Asur Krallığı’nın en geniş olduğu dönemde Medler ve Babilliler, İskitlerle birleşerek Asur’a savaş açmış ve sonunda Asur’un yıkılmasına neden olmuştur.

Yeni Asur Krallığı sonrası dönemde Babil yükselişe geçmiş ve Yeni Babil olarak anılan bir dönem başlamıştır. Yeni Babil, Asur’un bütün topraklarına egemen olduğu gibi çevre krallıklara birçok sefer düzenlemiştirler. Bu sıralarda Medler Urartu devletine son vermiştirler. MÖ 539 yılında Perslerin Babil’i ele geçirmesiyle Yeni Babil son bulmuştur. Bu dönem ve sonrasında Persler tüm Mezopotamya’yı egemenlikleri altına almıştırlar.

Sonraki Dönemlerde Mezopotamya

Mezopotamya Büyük İskender’in Persleri egemenliği altına alışına kadar Perslerin egemenliği altında olmuştur. Daha sonra bir süre Pers imparatorluklarının egemenliği altında kalmış, daha sonra Romalılar kuzeybatı bölümünü egemenlikleri altına almışlardır. Pers Sasani İmparatorluğu döneminde egemenlikleri altındaki Mezopotamya’nın büyük kısmı Del-i Iranşahr yani “İran’ın Kalbi” olarak anılmaya başlanır ve başkent Mezopotamya’da yer alır. MS 7. yüzyılın erken dönemlerinde Arap halifeleri Şam’ı kontrol altına alır ve zaman içinde Mezopotamya Arapların egemenliği altında tekrar birleşir. Yine de bu dönemde iki vilayet şeklinde idare edilir: kuzeyde Musul başkent, güneyde Bağdat başkenttir ki Bağdat daha sonra hilafetin de başkenti olur ve 1258 yılına kadar böyle kalır. 1508-1534 arasında Safaviler kısa bir dönem için Mezopotamya’yı kontrolleri altına alsalar da 1535′te Osmanlılar Bağdat’ı egemenlikleri altına alırlar. Osmanlı Devleti’nin egemenliği sırasında Mezopotamya üç vilayete ayrılarak idare edilir: Musul, Bağdat ve Basra. I. Dünya Savaşı’nın sonunda Mezopotamya kısa bir süre için İngilizlerin yönetimine geçer ve İngilizler bugünkü Suriye ve Irak’ı bir Haşimi yöneticiye bağlı bir devlet olarak kurar. 1920′de İngilizler tarafından Irak ulus devleti kurulur ki bugünkü Irak sınırlarının yanı sıra bugünkü Kuveyt de sınırlara dahildir. Daha sonra 1961 yılında Kuveyt bağımsızlığını ilan eder.

Eğitim ve Bilim

Yazının Gelişimi

İlk yazı denemeleri piktogramlardan geliştirilmiştir. Bunlar hikayeleri, tarihi ve bazı olayları anlatan tabletlere çizilmiş resimlerdir. Daha sonraları farklı harfler için farklı işaretler geliştirmeye başlarlar ki buna çivi yazısı denmiştir. Bu yeni yazı türü kısa sürede yaygınlaşır ve piktogramlardan daha fazla kullanılmaya başlar. Harfler, kil tabletler üzerine oyulurdu.

Matematik, Tıp ve Astronomi

Mezopotamyalılar iki sayı sistemine sahipti. Sümerler, zamanı altmış dakikalık saatlerde ölçen ilk insanlardır ve haftada yedi günlük bir takvim de oluşturmuşlardır. Babilli astronomlar gündönümü ve tutulmaları hesaplayabiliyorlardı. Astronominin gelişimi din ve mitoloji ile iç içedir zira insanlar astronominin bir amacı olduğuna inanıyorlar ve ona bazı dini veya mistik unsurlar yüklüyorlardı. Örneğin tutulmalar kötüye işaretti. Her ne kadar anatomi ve tıp konusunda bilgileri olmasa da tıbbi tanı listeleri oluşturmuşlar, hastalıkları gözlemlemişlerdir.

Mezopotamya Halkları ve Dilleri

Mezopotamya büyük oranda göç almış, birçok kavme ev sahipliği yapmıştır. Fakat göç eden toplulukların çoğu var olan Mezopotamya kültürünü benimsemiş, ayrı bir kültür veya dil olarak barınamamıştır. Bu nedenle Mezopotamya’da var olmuş çoğu halkın, yazılı kayıtlar sayesinde, sadece isimleri bilinmektedir. Bunlara Guti, Amurru (Amorit), Kassit gibi halklar örnek olarak verilebilir.

Bugüne ulaşan çivi yazılı kayıtlar, tabletler sayesinde Mezopotamya’nın en yaygın dillerinin Sümerce ve Akadca olduğu söylenebilir. Bunlardan Sümerce Hint-Avrupa ve Sami kökenli bir dil değildir. Bazı özelliklerinin Ural-Altay grubu dillerle benzerlik gösterdiği düşünülmüştür. Yapılan çalışmalarla Sümerce ve Türkçede ortak olan birçok söz tespit edilmiştir (dingir-tengri, kabkagag-kap kacak gibi). Bugün Sümerce bu dil gruplarından ayrı bir dil olarak ele alınır. Akadca ise, Sami kökenli Akadların dilidir ve Sami kökenlidir. Daha sonraki dönemlerde kullanılan Babilce ve Asurca da Sami kökenli dillerdir.

Bunların dışında Hurrilerin Mezopotamya’ya girişi ve daha sonra Mitannilerin liderliğinde önemli bir siyasi konuma gelmeleriyle Hurrice de, en azından bir dönem için, Mezopotamya’nın önemli dillerinden biri sayılmıştır. Hurriceye dair pek bilgi yoktur yine de Urartuca ile aynı kökenden geldiği bilinmektedir.

Sümerce gibi diğer dillerden farklı özellikler taşıyan bir Mezopotamya dili de Elamca’dır.

Din ve Mitoloji

Antik Mezopotamya dini, kayıtları bilinen en eski dindir. Antik Mezopotamya dininin temelleri Erken Sümer Hanedanları tarafından atılmış, daha sonra oluşan uygarlıklar ve bölgeye yerleşen kavimler bu dini yapıyı benimsemiştirler. Her ne kadar bölgenin bölümleri arasında farklılık gözlense de temel dini figürler, destanlar ve inanışlar aynı kalmıştır.

Sümerce “evren” sözcüğü an-ki‘dir. Bu tanrı An (veya Anu) ve tanrıça Ki’yi işaret eder. Bu çiftin çocuğu Enlil, hava tanrısıdır ve zamanla Sümerlerin ve daha sonraki kavimlerin baş tanrısı olmuştur.

Destanlar çoğu zaman hem tarihi, hem de dini/mitolojik öğeler taşımaktaydı. Yine tarihi kayıtlarda da dini ve mitolojik unsurlara rastlanır; örneğin kral listelerinde mitolojik unsurlarla gerçekler karışık biçimdedir. Daha sonraları ortaya çıkan birçok dinde de geçen ve araştırmacılarca Mezopotamya kaynaklı olduğu düşünülen anlatılara “Tufan” ve “Yaratılış” örnek olarak verilebilir.

Mezopotamya mitolojisi Sümer, Akad, Asur ve Babil odaklı olmakla beraber bölgeyi etkilemiş sayısız halkın mitolojilerinden yoğun biçimde etkilenmiştir. Politeistik bir din olan Mezopotamya dininin tanrı ve tanrıçaları zaman içinde isim değiştirse de özellikleri genelde aynı kalmıştır. Bazı önemli tanrı ve tanrıçalar şunlardır:

  • An, Sümer gök tanrısı daha sonraları Anu olarak anılmaya başlanır. Ki ile evlidir fakat diğer Mezopotamya dinlerinde Uraš olarak anılan bir eşi vardır.
  • Marduk, Babil’in baş tanrısı.
  • Gula veya diğer bölgelerde Ninişina, şifa tanrıçasıydı. Birisi hastalandığında şifa için ona dua edilirdi.
  • Nanna (bazı bölgelerde Suen, Nanna-Suen veya Sin), ay tanrısı. Enlil’in çocuklarındandı.
  • Utu (Šamaš veya Sahamaş), güneş tanrısı.
  • İştar, Asurlu aşk ve cinsellik tanrıçası. Sümer tanrıçası İnanna’dan köken aldığı düşünülür.
  • Enlil, Mezopotamya dininin en güçlü tanrısı olarak görülürdü. Karısı Ninlil çocukları ise: İnanna, Iškur, Nanna-Suen, Nergal, Ninurta, Pabilsag, Nuşu, Utu, Uraš Zababa ve Ennungi
  • Nabu, yazı ve bilgelik tanrısı.
  • Ninurta, Sümer savaş tanrısı.

Zigguratlar

Zigguratlar Mezopotamya’da Kil ve balçıktan yapılan tapınaklardır. Zigguratlar 7 katlı olup 3 ana bölümden oluşur. İlk katlar erzak deposu, orta katlar okul ve tapınak, son (yani en yüksek) katlar ise rasathane olarak kullanılmıştır.

Hammurabi

Babil İmparatorluğu, M.Ö. 1792 - 1750.

Babil İmparatorluğu, M.Ö. 1792 - 1750.

Hammurabi (d. M.Ö. 1810? - ö. M.Ö. 1750) Babilin altıncı kralıydı. Hammurabi, Sümer ve Akkadları fethederek, Babil İmparatorluğu’nun ilk kralı olmuştur. Böylece Babillerin Mezopotamya üzerinde hegemonyasını kurmuştur.

Günümüzün Irak sınırlarında bulunan bölgede, Fırat ırmağının kıyısında kurulu Babil’in o dönemdeki kent devletinin altıncı kralı olan Hammurabi, ülkesini M.Ö. 1792 ila M.Ö. 1750 yılları arasında yönetti. M.Ö. 1770 yılında kurduğu Babil İmparatorluğu Fırat ve Dicle ırmaklarının arasında kuzeyde de Ninova’ya kadar ulaştı.

 

Komşuları Larsa, Mari, ve Asur ile 30 yıl boyunca savaştı ve İran körfezinden Diyarbakır’a ve Zagros’dan Batı çöllerine kadar uzanan bir imparatorluk yarattı. Hakimiyetindeki toprakları merkezi bir sistemle yönetti. Resmi yazışma düzenini kurdu. Ayrıca ilki İranda kurulan posta teşkilatını ülkesine getirtmiş, polis teşkilatını ve ilk belediye sistemini kendi iktidarında oluşturmuştur. Polis teşkilatı şehrin iç güvenliğini sağlıyordu, eğer bir ayaklanma ya da suç olduğunda derhal müdahale edip suçluları yakalıyorlardı. Yakalanan bu suçlular oluşturulmuş mahkemelerde kendi yazdığı 282 maddelik kanunlara göre cezalandırılıyordu, ama genelde bu cezalar çok ağır olmaktaydı. Belediye reisini Hammurabi kendisi atıyordu. Kurduğu belediye sistemi günümüzdekilere benziyordu, şehrin düzenlenmesi, onarılması ve temizlik işlerine belediye bakıyordu. Kurduğu Posta teşkilatı sayesinde şehri, mahalle mahalle sokak sokak ve ev numaralarına göre ayırtmıştı. Böylece bir posta istenilen doğru adrese bu şekilde ulaşıyordu. Bu sistemin yapılan arkeolojik buluntular sayesinde ilk kez Hammurabi zamanında yapıldığı kesinleşmiştir. Hammurabi bilime ve sanata çok önem vermekteydi özellikle de mimari konulara. Bunun da en büyük ispatı ünlü Babil Kulesi ve Babil Asma Bahçeleridir. İktidarı süresince kendisini tanrılaştırdı ve “kralların tanrısı” olarak ilan etti. Erkeklerin varis olabileceği mutlak monarşi kurdu, ve bu dönemde Babil ülkesinin tanrısı Marduk Sümer-Akkad topluluklarının yüksek tanrılarından biri oldu.

 

Yürürlükteki yasaları sisteme bağlamasıyla Hammurabi Kanunları Dünya tarihinin yasalarını temsil etti. 282 madde halinde taş sütunlara yazılan bu yazıtlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun çökme dönemine girmesiyle 1901-1902 yıllarında Fransız araştırmacılar tarafından keşfedilmiş ve Louvre müzesine taşınmıştır. Bu kanunlara göre; köleler ve hür insanlar arasındaki farklılıklar belirtilmiş, hür insan olmayanlara kısas kanunu (hırsızlık yaparsa elinin kesilmesi vb.) da başta olmak üzere evlilik gibi konularda günümüzde hala bazı toplumlarda uygulanan kanunlar bu dönemde ortaya çıkmıştır.

OSMANLI İMPARATORLUĞUNDA MÜZİK - 6 CD

Kategori: Osmanlı Tarihi — alisyaasya @ 22:06

CD 1 - RUM VE TÜRK BESTEKARLAR

1 - Acem Peşrev (Sultan Veled)

2 - Segah Kar (A.Meragi)

3 - Dugah Peşrev (Kemani Corci)

4 - Evic maye peşrev (İlya)

5 - Hicazkar saz seması (Tiryaki)

6 - Buselik peşrev (Prens D.Candemir)

CD 2 - RUM VE TÜRK BESTEKARLAR

1 - Uşşak peşrev (Osman Dede)

2 - Sabah peşrev (Papaz)

3 - Huzi peşrev (Kemani Corci)

4 - Nihavend peşrev (Tanburi Angeli)

5 - Arazbar peşrev (Eyüblü Mehmet Çelebi)

CD 3 - MEVLEVİ AYİN MÜZİKLERİ - BEKTAŞİ NEFESLERİ

1 - Mevlevi ayin müzikleri

2 - Bektaşi nefesleri

CD 4 - EĞLENCE MÜZİKLERİ VE ZEYBEKLER

1 - Hüseyni aşiraz saz semai (Meyhane müziği)

2 - Boğazdan bir aşk şarkısı (anonim)

3 - Yorgo’nun havası (Yorgo Bacanos)

4 - Tatavlada bsteler (Tanburi Cemil Bey)

5 - Zeybekler (Anonim)

6 - Üsküp Türküsü (Anonim)

7 - Yemen Türküsü (Anonim)

8 - UZun ince bir yoldayım (Aşık Veysel)

CD 5 - RUM VE TÜRK BESTEKARLAR

1 - Peiki safa peşrev (Petraki - Tiryaki)

2 - Saba saz semaisi ( Zaharya)

3 - Neva peşrev (Miskali)

4 - Hüseyni saz semaisi (Tatyos Efendi)

5 - Arazbar peşrev (Kör Kemancı Corci)

6 - Buselik peşrev (Prens Dimitri Cantemir)

7 - Ben yitirdim (Kul Nesimi)

CD 6 - ANADOLU AŞIKLARI

1 - Çeşme (Anonim)

2 - Ben yürürüm yane yane (Yunus Emre)

3 - Sen bir seylan olsan ben bir avcı (Aşık Veysel)

4 - Bülbül olsam (Pir Sultan Abdal)

5 - Kara Toprak (Aşık Veysel)

6 - Kalk gidelim atım (Karacaoğlan)

anabel’in mutfağından kış çorbaları

Kategori: Yemek Tarifleri — anabel @ 18:17

KREMALI MANTAR ÇORBASI

MALZEMELER:1 ince kıyılmış mantar ,2 bardak süt , 1 küçük paket krema ,1 fiske zencefil ,çok az muskat rendesi , değirmenden çekilmiş tane karabiber az miktarda ,1 yemek kaşığı un ,3 bardak su ,2 yemek kaşığı tereyağ ,yarım çay bardağı riviera zeytinyağı ,

YAPILIŞI:Önce tereyağını eritiyoruz ,zeytinyağınla beraber ve içine kıyılmış mantarları katıyoruz.Mantarları yağda iyice çeviriyoruz ve içine rendenin ince tarafıyla muskat rendeliyoruz.Muskatın aroması yağa geçiyor.Daha sonra sırayla zencefil ilave ediyoruz ve değirmenden bir iki kez karabiber çekiyoruz.Sonra unu ilave ediyoruz biraz daha karıştırıyoruz,unu yakmadan hafifce pişirerek çiy un kokusunun gitmesini sağlıyoruz.Daha sonra sütü ve kremayı katıyoruz.Sıcak suyumuz her zamanki gibi hazır olucak ,çorba koyulaşmaya başlayınca kıvamını sıcak su ilave ederek tutturucaz .Her zaman dediğim gibi çorba koyuluk kıvamı kişiye göre değişir bunu suyla dengeliyebiliriz.Çorbamızın kıvamını oluşturduktan sonra yaklaşık 10 dakika kaynatıyoruz.Şimdi içime hazırdır .

AFİYET OLSUN

KREMALI TAVUK ÇORBASI

MALZEMELER:1 tavuk göğüs eti (haşlanmış ve tel tel tiftilmiş halde),yarım havuç (zardan daha minik halde sıçan dişi tabir ettiğimiz şekilde doğranmış) 2 yemek kaşığı tereyağ ,yarım çay bardağı riviera zeytinyağı ,1 yemek kaşığı un ,2 bardak süt ,3 bardak su , yine az muskat rendesi , bir fiske zencefil ,taze çekilecek tane karabiber ,bir fiske kırmızı pul biber ve tuz

YAPILIŞI :Önce yağ eritilir ve yağ erirken içine kırmızı biber atılır ,hafif acısı ve rengi çıksın diye.Daha sonra un ilave edilir,karıştırılırken içine muskat rendelenir ve zencefil katılır.Yine un meyane haline gelince süt ve su ilave edilir.S u kaynamaya başlayınca tiftilmiş tavuk etleri ve havuçlar katılır.Üzerine karabiber çekilir.Yine yaklaşık 10 dakika kaynayınca ve yeterli koyu kıvaman gelince ateşten alınır.Arzuya göre içine arpa şehriye atılabilir ,çeşitlendirmek için.Ve limonla beraber servis edilir.

AFİYET OLSUN

BALKABAĞI  ÇORBASI

MALZEMELER:Yarım kilo balkabağı ,1 büyük soğan , 1 adet kırmızı biber , 1 küçük havuç ,2 yemek kaşığı tereyağ ,yarım çay bardağı riviera zeytinyağı ,2 yemek kaşığı un ,tane karabiber ,5 bardak su

YAPILIŞI :Önce kabaklar kabuğundan ayıklanır ve küçük küçük doğranır ,aynı şekilde soğanda doğranır.Tencerede yağ eritilir ve içine doğranmış kabak ,soğan ,kırmızı biber ,havuç katılır.Kabaklar iyice yumuşayıncaya kadar yağda tüm sebzeler kavrulur.İyice karıştırılırki sebzeler ve soğan  yanmadan kavrulsun.Daha sonra un ilave edilir ,un da iyice kavrulunca sıcak su verilir.Çorba koyulaşıncaya kadar iyice kaynatılır ve kaynarken içine tuz ,değirmenden karabiber çekilir.İyice koyulaşınca tel süzgüden geçirilir.Çorba içime hazırdır,servis yaparken az miktarda balzamik sirke ve kroton ekmekle servis yapılır.

AFİYET OLSUN

Askıda Kahve

Kategori: Öyküler — dilan @ 14:44

                                                    

İtalyada Venedikin kenar mahallelerinden birinde, bir Cafe-Barda, espressolarımızı içiyorduk. İçeri giren müşterilerden biri barmene, “iki kahve, biri askıda!” dedi; iki kahve parası verdi, bir kahve içip gitti. Barmen de duvar üzerinde asılı duran çiviye bir küçük kağıt astı.Biraz sonra içeri iki kişi girdi. Onlar da “Üç kahve, . biri askıda” dediler; Üç kahve parası verdiler ve iki kahve içtikten sonra gittiler. Bermen “askı”ya yine bir küçük kağıt astı. Bunun gün boyu böyle sürdüğü anlaşılıyordu.Bir süre sonra kahveye, üstü başı biraz eski-püskü, belli ki yoksul bir kişi girdi ve Barmene “Askıdan bir kahve!” dedi. Barmen hemen bir kahve hazırladı ve yeni müşterinin önüne koydu. Yoksul kişi, kahvesini içtikten sonra para ödemeden çıktı, gitti. Barmense, duvardaki askıya taktığı kağıtlardan birini kopardı, parçalayıp çöp kutusuna attı.Bu günün sonunda, gözlerimizi yaşartan bir “İtalyan toplumsal terbiyesi” öğrendik: Bir Venedikli için yaşamsal olmasa da, kahve, günlük yaşamda önemli bir yer tutmaktadır.Kahve içecek kadar parası olmayan kişilere yardım edebilecek düzeydeki kişiler, bir kahve parası daha ödüyorlar. Yardım ettiği kişiyi görmedikleri için bu kişiler de daha mutlu oluyorlar; kimden geldiğini bilmedikleri bu ikramı kabul edenler de daha huzurlu!Yardım eden ile alan arasında, bu cafe-bardaki garson gibi köprü görevi yapan kişilerinse, güleryüzlü ve sevgi dolu olmaları gerekiyor. İçeri giren yoksul bir kişinin “Bana askıda kahve var mı?” diye sormasına gerek bırakmamak için, askıda kahve olduğunu belirten kağıt parçalarını kolaylıkla görülebilen bir yere asmaksa, bu olgunun zarif bir bölümü…