Neyin anlatısıdır bu?Erken yaşta olgunlaşmanın mı?Yoksa ayrı dünya kampüslerindeyken,aynı duyguları bölüşebilmek mi?Bilemedim anlayamadım.Ne yazık!Sosyal içerikli olmanın kaygısında,bir şeyler kanıtlama çabası ve kendini ortalara atma içgüdüsüyle dolu bazıları…
Sosyalleşme uğruna,iç gıdıklayıcı,kadehler tokuşturula dursun,tavşan kaç tazı tut görgüsüyle yoğrulan bedenler,ruhlarından çoktan ayrılmış gözüküyor.
Gerçek sosyalleşmenin kıyısından bile geçememişler,bade bade kahkahada,gem vururcasına nede güzel(!) eğleniyorlar.
Çevre dışı gibi gördüklerinin yanında nasılda avutuyorlar,marka marka şişelerde kendilerini.
Sorun sorun üstüne yığıladursun,özümüzden koparcasına uzaklaşıyoruz güzelliklerden.
Kimin kime hesabının çözülme vaktidir bu?
Yada hangi paranın gücünde saklanmıştır duygular?
Sorular çokda, cevaplar susta bugün…
Oysa biz küçük insanlar,yuvadayız hala.
Uçamadık kırık kanatlarımızın yavaşlığıyla.
Avutadurduk gönlümüzü,avaz avaz gözyaşlarıyla.
Halbuki dost bahçelerinin gülleriydi,elimize alıp kokladığımız.
Kardeş türküsüydü,dinleyipte usanmadığımız.
Biz ki;taşına toprağınakurban olmaya gönüllü bedenzedelerin,her bir kçşesinden nakarat olma yolundayız.
Kaygılarımızı sırtımıza,umutlarımızı önümüze koyup düşmüşken yollara,çığırtkanların kan kusarcasına bağırtılarında inledik.
Aslında hep sahnedeki yerimizdeydik,hhiçe sayıldık.
Bazen yanıldık,aldatıldık ve çıkmazlarda bekleye kaldık.
Kimin kavgasını güttük ki?Ne bizimken sarıp sarmaladık sevgiyle kollarımızdakileri,nede nefretle birleşmiş sevgilerimizden,hüzün sızıntılarında birleştirdik ellerimizi.
Yahu! kardeşim,biz insana sevdalandık!
Gönlümüze almaya başardıklarımızdan paye çıkarırcasına,aç tuttuk midemizi sevgilere…
Yorulmadık yollarda gezmekten.Gördükçe büyümeye ve ruhumuzu genişletip,birleştirmeye çalıştık.
Yok değilse kapılmadık,adı hırs olan sevgisizliklere ve aldanmadık birbirini yiyen heveslere…
Konaklardan kulübelere indirildik de,kalp ağrılarını gördük,çaresizce avunmayı bekleyen.
Nice aç insanların sofrasında katık olduk,buram buram ekmek gibi sıcacık.
Birbirimizi sevmeye ve kucaklamaya hasretten yanan gönüllerin,acımasız pençelerine düşmeden yaşadık.
Çoğu kalleşti belki ama,biz içimizdeki sevgi kırıntılarından,beyaz güvercinler yolladık,mavi yeşil göklere…
Her biri belki sana,ona SELAM SÖYLERDE,alırsınız diye…
İşyerinde Başarılı Olmanın Yolları
İŞ HAYATINDA NASIL ZİRVEYE ÇIKILIR İŞTE SİZE YARDIMCI
OLACAK BİR FORMÜL
|
A B C Ç D E F G Ğ H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z
|
|
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29
|
Veİşte Sihirli Formül
Ç A L I Ş M A K
4+1+15+11+23+16+1+14 = %75
D E N E Y İ M
2+6+17+6+28+12+16 = %87
Y A L A K A L I K
28+1+15+1+14+1+15+11+14 = %100
Bu yöntemi deneyip başarılı olan vardır belki ama kalıcı bir başarımıdır acaba ?
BİR NİNNİ SÖYLE
Bir ninni söyle bana Anne
İçinde rengârenk kelebekler olsun
Bir bahar sabahında uçuşsunlar özgürce
Ben, sırtındaki beşikte tarla yolunda olayım
Ilık esen bir rüzgâr getirsin kokularını çiçeklerin
Ama Anne, senin kokun en önde olsun
Bir şarkı söyle bana Anne
İçinde Deniz’deki bir sandal olsun
Ve iki sevgili el ele, gözler gözlere kilitli
Yosun, balık kokusu, birde martı çığlıkları
Dalgalar kayalıklara vursun tüm gücüyle
Ama Anne, senin gücün en önde olsun
Bir türkü söyle bana Anne
İçinde, gökyüzünde özgürce uçan kuşlar olsun
Ve bembeyaz bulutlar, yağmur tohumları ekilmiş
Göz kırpan yıldızlar, ağlayan Ay, gülen Güneş
Yüreklere dalga dalga vuran sıcaklığı
Ama Anne, senin sıcaklığın en önde olsun
Bir şiir oku bana Anne
İçinde sevgi, saygı ve hoşgörü olsun
Savaşsız, sömürüsüz bir ülke, bir Dünya
Gözlerinden ışık fışkıran, yüzleri gülen çocuklar
Ve tüm yüreklerde katmer katmer sevgiler
Ama Anne, senin sevgin en önde olsun
Mazlum Zengin
1932 - 17 Nisan 1983. İstanbul’da doğdu. Asıl adı İsmail Aydın’dır. Dedelerinin ikisinin de saz şairi olmasının etkisiyle küçük yaşta bağlama çalmasını ve aşıklık geleneğini öğrendi. Ancak ilk ustası Aşık Davut Sulari’dir. Yaklaşık 10 yaşında Davut Sulari’nin yanında çıraklığa başlayan Daimi, 2,5 yıl kadar birlikte dolaşarak geleneğe, şiire ve türküye ilişkin bilgisini pekiştirdi.Aşık Daimi, 1950 yılında İstanbul’dan ayrılarak Tercan’a yerleşti. Özellikle bu yıllar yörede duyulduğu ve sevildiği dönemdir. Aynı zamanda kendisinin de aşıklık geleneğini yörede pekiştirmesine fırsat oldu.1962’den sonra yeniden İstanbul’a dönen Daimi ölümüne dek orada yaşadı. Geçmişi dolayısıyla Tercanlı Daimi olarak anıldı.Önceleri usta malı türküler söyleyen Aşık Daimi daha sonra kendi deyişlerine ağırlık verdi. 1948 yılında »Bir seher vaktinde indim bağlara« dizesiyle başlayan ilk şiirini yazan, müziklendiren ve yaşamı boyunca arşivlere yüzlerce türkü kazandıran Aşık Daimi, TRT tarafından açılan sınavı kazanarak kaşeli sanatçı oldu.Özellikle yaşamının son 20 yılında birçok genç aşığı etkiledi. Uzun yıllar birçok sanatçı ve aşığa bağlama dersleri verdi.Şiirlerinde sevgi, doğa ve her türden ayrımcılığı eleştiren, insan öğesini öne çıkaran konuları işledi.Türkiye ve Avrupa’nın çeşitli kentlerinde konserler verdi, birçok kaset doldurdu.Yadigar Aydın Orhan tarafından hazırlanan Daimi’nin tüm şiirleri/türkülerinin toplandığı kitap »Aşık Daimi, Hayatı ve Eserleri« (1999) adıyla yayımlandı.
Leylam
Aşkın tüfeğini taktım boynuma
Avcıyım peşinde gezerim Leylam
Bir gece üryan ol gel gir koynuma
Leblerinden bade süzerim Leylam
Sen içindir bana aşkın tasını
Mevlam silsin gönüllerin pasını
Yardan ayrılanlar tutar yasını
Giyinmem alları çözerim Leylam
Daimi’yim derdin söyler dostuna
Maşuk isen girme aşık kastına
Koyun beni yar yolunun üstüne
öylece kazılsın mezarım Leylam

Kurban Olduğum
Gel bizim bahçeye gez seher vakti
Ahu bakışına kurban olduğum
Tercan seli gibi taşmış bendinden
Coşkun akışına kurban olduğum
Yarim bahçesinde esiyor yeller
Değmesin hoyratlar esiyor yeller
O kalem parmaklar kınalı eller
İnci takışına kurban olduğum
Sineleri aktır bir oğul balı
Dile getiriyor ahrazı lalı
Kuşanmış yeşili bağlamış alı
Tavus nakışına kurban olduğum
Bir ay gibi şavkı vurmuş obaya
Seni gören aşık düşer sevdaya
Çekmiş barhanayı gider yaylaya
Keklik sekişine kurban olduğum
Daimi’yim deniz misin ağ mısın
Çiçek açmış bahçe misin bağ mısın
Sen bir volkan mısın yanardağ mısın
Beni yakışına kurban olduğum
Bu eseri sezen aksu’da seslendirdi.
Ağlama
Ne ağlarsın benim zülfü siyahım
Bu da gelir bu da geçer ağlama
Göklere erişti figanım ahım
Bu da gelir bu da geçer ağlama
Bir gülün çevresi dikendir hardır
Bülbül har elinden ah ile zardır
Ne olsa da kışın sonu bahardır
Bu da gelir bu da geçer ağlama
Daimi’yem her can ermez bu sırra
Gerçek kamil olan yeter onura
Yusuf sabır ile vardı Mısır’a
Bu da gelir bu da geçer ağlama
kayseri ilköğretimine yeni tayin olan öğretmen sınıftaki çocuklara basit sorular sorup çocuklara ısınmaya çalışıyormuş.
birkaç öğrenciye sorduktan sonra babası tüccar olan birisine sıra gelmiş .
söyle baalım mustafa ;iki kere iki kaç edrer,
mustafa düşünmüş ,düşünmüş, tamam demiş.
öğretmenim bunu; alaceez mi? yoksa satacaz mı?